Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Termometreler otuz beş dereceyi gösterip asfalt erimeye yüz tuttuğunda, o tanıdık kırmızı adam figürlü lamba direksiyonun üzerinde ansızın yanıverir; insan neye uğradığını şaşırır. Yıllardır sorunsuz bindiğimiz, bakımını bir gün bile aksatmadığımız aracın içinde birdenbire bu ikazın belirmesi, özellikle yaz güneşinin en tepeye çıktığı öğle saatlerinde can sıkıcı bir bilmeceye dönüşür. Aslında bu durum, otomobilin sensör teknolojisinin aşırı sıcaklar karşısındaki çaresizliğinden başka bir şey değildir. Kabin içi sıcaklığının elli dereceleri bulduğu o boğucu anlarda, direksiyon simidinin altındaki sarmal kablolar ve göğüslüğün derinliklerindeki hassas soketler genleşir; veri akışı kesintiye uğrar ve sistem kendini korumaya alarak o uyarıyı patlatır... Belki de sadece sıcaktan bunalan plastik bir klips yerinden oynamıştır, kimbilir?
Torpido gözünün arkasındaki binlerce mikro devre, yazın o kavurucu sıcağında adeta mini bir fırının içindeymiş gibi nefessiz kalır. Üreticiler her ne kadar bu parçaları ekstrem ısı değişimlerine dayanıklı malzemeden yapsalar da, yılların getirdiği metal yorgunluğu ve güneşin kavurucu ultraviyole ışınları dayanıklılık sınırını zorlar. Sürücü koltuğunda otururken klimayı sonuna kadar açıp buz gibi havayı üfletmek bir nebze rahatlatır ama içerideki ani ısı şoku, elektronik kartların genleşme katsayısını altüst eder... Hızlı bir soğuma ve ısınma döngüsü, sensörlerin yanlış sinyal göndermesine zemin hazırlatır. Sürücü direksiyona her sarıldığında kafasında tek bir soru döner durur; acaba bu lamba gerçekten bir hayati tehlikeye mi işaret ediyor yoksa yine havanın azizliğine mi uğradık?
Kışın o buz gibi günlerinde asla yüzünü göstermeyen bu arıza, yaz tatili yolculuğunda otoyolun ortasında birdenbire karşınıza çıktığında bütün neşenizi kursağınızda bırakır. Servis yollarında saatlerce beklemek istemiyorsanız, öncelikle aracınızı gölgeye çekip kabinin biraz olsun soğumasını beklemelisiniz; zaten çoğu zaman motoru kapatıp beş dakika dinlendiğinizde o lamba kendiliğinden söner gider. Kontak anahtarını çevirip yeniden yola koyulduğunuzda ortalıkta hiçbir şey kalmamışsa, korkulacak bir durumun olmadığını anlarsınız. Zira sistem sadece sıcaktan bunalmış ve kısa süreli bir hafıza kaybı yaşamıştır, hepsi bu.
Peki bu durumun önüne geçmek için direksiyon simidine güneşlik örtmek ya da aracı hep gölgeye park etmek gerçekten işe yarar mı? Açıkçası, güneşte kalma süresini azaltmak elektronik aksamın ömrünü uzatır uzatmasına ama bazen ne yaparsanız yapın o sensörler yine de o sinyali verir... Kronikleşen soket temassızlıkları, özellikle eski model araçlarda yaz aylarının vazgeçilmez birer kâbusu olmaya devam eder. Torpidonun altından gelen hafif bir tıkırtı ya da direksiyonu çevirirken duyulan o minik sürtünme sesi, yaklaşan arızanın habercisidir aslında.
Yaz sıcaklarında yanan bu lamba yüzünden servise koşanların sayısı o kadar fazladır ki ustalar artık duruma hiç şaşırmaz bile. Bilgisayara bağlayıp hatayı sildikten sonra "abi havalar çok sıcak, normaldir" deyip yollarlarsa şaşırmayın sakın; çünkü gerçekten de o hassas çipler bazen sıcaktan bayılır. Canınızı sıkıp yol zevkinizi zehir etmeyin derim ben, gölgede biraz soluklanmak her zaman en iyi ilacıdır bu otomobillerin. Şayet lamba ne yaparsanız yapın söneceğine daha da inatla yanmaya devam ediyorsa, işte o zaman gerçekten bir kablo erimesi ya da fiş çıkması var demektir; bir elektrikçinin kapısını çalmanın vakti gelmiştir... Güneşin altındaki metal yığınlarının da birer canı var neticede, onlar da bunalıyor bizim gibi.
Torpido gözünün arkasındaki binlerce mikro devre, yazın o kavurucu sıcağında adeta mini bir fırının içindeymiş gibi nefessiz kalır. Üreticiler her ne kadar bu parçaları ekstrem ısı değişimlerine dayanıklı malzemeden yapsalar da, yılların getirdiği metal yorgunluğu ve güneşin kavurucu ultraviyole ışınları dayanıklılık sınırını zorlar. Sürücü koltuğunda otururken klimayı sonuna kadar açıp buz gibi havayı üfletmek bir nebze rahatlatır ama içerideki ani ısı şoku, elektronik kartların genleşme katsayısını altüst eder... Hızlı bir soğuma ve ısınma döngüsü, sensörlerin yanlış sinyal göndermesine zemin hazırlatır. Sürücü direksiyona her sarıldığında kafasında tek bir soru döner durur; acaba bu lamba gerçekten bir hayati tehlikeye mi işaret ediyor yoksa yine havanın azizliğine mi uğradık?
Kışın o buz gibi günlerinde asla yüzünü göstermeyen bu arıza, yaz tatili yolculuğunda otoyolun ortasında birdenbire karşınıza çıktığında bütün neşenizi kursağınızda bırakır. Servis yollarında saatlerce beklemek istemiyorsanız, öncelikle aracınızı gölgeye çekip kabinin biraz olsun soğumasını beklemelisiniz; zaten çoğu zaman motoru kapatıp beş dakika dinlendiğinizde o lamba kendiliğinden söner gider. Kontak anahtarını çevirip yeniden yola koyulduğunuzda ortalıkta hiçbir şey kalmamışsa, korkulacak bir durumun olmadığını anlarsınız. Zira sistem sadece sıcaktan bunalmış ve kısa süreli bir hafıza kaybı yaşamıştır, hepsi bu.
Peki bu durumun önüne geçmek için direksiyon simidine güneşlik örtmek ya da aracı hep gölgeye park etmek gerçekten işe yarar mı? Açıkçası, güneşte kalma süresini azaltmak elektronik aksamın ömrünü uzatır uzatmasına ama bazen ne yaparsanız yapın o sensörler yine de o sinyali verir... Kronikleşen soket temassızlıkları, özellikle eski model araçlarda yaz aylarının vazgeçilmez birer kâbusu olmaya devam eder. Torpidonun altından gelen hafif bir tıkırtı ya da direksiyonu çevirirken duyulan o minik sürtünme sesi, yaklaşan arızanın habercisidir aslında.
Yaz sıcaklarında yanan bu lamba yüzünden servise koşanların sayısı o kadar fazladır ki ustalar artık duruma hiç şaşırmaz bile. Bilgisayara bağlayıp hatayı sildikten sonra "abi havalar çok sıcak, normaldir" deyip yollarlarsa şaşırmayın sakın; çünkü gerçekten de o hassas çipler bazen sıcaktan bayılır. Canınızı sıkıp yol zevkinizi zehir etmeyin derim ben, gölgede biraz soluklanmak her zaman en iyi ilacıdır bu otomobillerin. Şayet lamba ne yaparsanız yapın söneceğine daha da inatla yanmaya devam ediyorsa, işte o zaman gerçekten bir kablo erimesi ya da fiş çıkması var demektir; bir elektrikçinin kapısını çalmanın vakti gelmiştir... Güneşin altındaki metal yığınlarının da birer canı var neticede, onlar da bunalıyor bizim gibi.