Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Araba yıkamadan çıkarsın, lastikler parıl parıl parlıyor, boya aynaya dönmüş, keyiften köşe olursun... Tam kontağı çevirip yola koyulacakken o acımasız sarı lamba gözünün içine baka baka yanmaya başlar; işte o an bütün o yıkama keyfi zehir olur adama, sanki motor suyla yıkanınca ruhunu da bırakmış gibi bir his çöker içine.
Bu işin aslı esası, modern dizellerin ciğerine kadar işleyen o hassas elektronik sensörlerin suyla olan imtihanından başka bir şey değil, yani alman mühendisliğinin o kusursuz sandığımız sistemi bizim tazyikli suyun altında resmen şok geçiriyor. Basınçlı suyu körü körüne dayadın mı o plastik kapakların arasına, havalandırma deliklerinden içeri sızan nem doğrudan SCR sisteminin beynini karıştırıyor, ortada fol yok yumurta yokken araba sana "ben zehir atamıyorum" diye feryat ediyor.
Yılların gazetecilik tecrübesiyle söylüyorum, sanayiye koştursan "abi beyin yanmış, pompa değişecek" diye seni yolmaya yer arayan o usta takımına inat, aslında hepsi alt tarafı birkaç damla suyun soketleri oksitlemesinden ibaret; kurusun diye beklesen belki kendiliğinden sönecek ama o lamba yanınca insanın içindeki kururtu rahat bırakmıyor ki adamı.
Kimi zaman kaputu açıp şöyle bir bakarsın, "acaba nereye kaçtı bu su" diye, bazen de saçını başını yolarsın pırıl pırıl arabayla sanayi köşelerinde usta beklemenin utancıyla... Aslında inanın bana bu modern arabalar artık mühendislik harikası falan değil, adeta birer narin porselen; suyu gördü mü feleği şaşıyor, elektronik dediğin şey biraz da suyla dost olmalı değil mi ama?
Belki de en iyisi yıkamacılara "motoru sakın tazyikli suya tutmayın" diye özellikle tembihlemek ya da o hassas sensör soketlerini iyice izole ettirmek ama iş işten geçtikten sonra akıl veren çok olur, önemli olan o lambanın söneceği o mesai saatini beklerken çektiğin sinir harbi... Kurutma makinesiyle soketleri kurcalayan o garip adamın hali gözümün önüne geliyor da, ne hallere düştük şu akıllı arabalar yüzünden...
Bu işin aslı esası, modern dizellerin ciğerine kadar işleyen o hassas elektronik sensörlerin suyla olan imtihanından başka bir şey değil, yani alman mühendisliğinin o kusursuz sandığımız sistemi bizim tazyikli suyun altında resmen şok geçiriyor. Basınçlı suyu körü körüne dayadın mı o plastik kapakların arasına, havalandırma deliklerinden içeri sızan nem doğrudan SCR sisteminin beynini karıştırıyor, ortada fol yok yumurta yokken araba sana "ben zehir atamıyorum" diye feryat ediyor.
Yılların gazetecilik tecrübesiyle söylüyorum, sanayiye koştursan "abi beyin yanmış, pompa değişecek" diye seni yolmaya yer arayan o usta takımına inat, aslında hepsi alt tarafı birkaç damla suyun soketleri oksitlemesinden ibaret; kurusun diye beklesen belki kendiliğinden sönecek ama o lamba yanınca insanın içindeki kururtu rahat bırakmıyor ki adamı.
Kimi zaman kaputu açıp şöyle bir bakarsın, "acaba nereye kaçtı bu su" diye, bazen de saçını başını yolarsın pırıl pırıl arabayla sanayi köşelerinde usta beklemenin utancıyla... Aslında inanın bana bu modern arabalar artık mühendislik harikası falan değil, adeta birer narin porselen; suyu gördü mü feleği şaşıyor, elektronik dediğin şey biraz da suyla dost olmalı değil mi ama?
Belki de en iyisi yıkamacılara "motoru sakın tazyikli suya tutmayın" diye özellikle tembihlemek ya da o hassas sensör soketlerini iyice izole ettirmek ama iş işten geçtikten sonra akıl veren çok olur, önemli olan o lambanın söneceği o mesai saatini beklerken çektiğin sinir harbi... Kurutma makinesiyle soketleri kurcalayan o garip adamın hali gözümün önüne geliyor da, ne hallere düştük şu akıllı arabalar yüzünden...