Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Gösterge panelinde o sarı ya da turuncu renkli ABS ışığının aniden yanması, aslında pek çok sürücünün içine gizli bir korku salar. Direksiyon başındayken gözünüzün ucuna takılan o minik lamba, cüzdanınızda açılacak muhtemel deliklerin ilk habercisidir ve insanı hemen bir muhasebe yapmaya zorlar. Usta yolları görünmüştür bir kere, acaba sadece basit bir sensör mü kirlendi yoksa o meşhur, fiyatı duyunca insanı terleten ABS beyni mi elden gidiyor? Sanayiye adım atmadan önce kafada dönen o deli soruları çok iyi bilirim; çünkü otomobil dediğimiz bu karmaşık teknoloji yumağı, en umulmadık anda en hayati sisteminden, yani bizi hayata bağlayan frenlerden fire verebilir. İşin aslı, tamir masrafının ne kadar tutacağı sorusunun tek bir doğrusu yok, her şey o bilgisayara bağlanıp arıza kodunun ne söyleyeceğine bakıyor...
Tamir masraflarını belirleyen en büyük etken, sorunun sistemin neresinde gizlendiğiyle doğrudan alakalıdır. Bazen sadece tekerleklerin arkasında duran, çamurdan ve yoldaki pislikten körleşmiş bir hız sensörü bu yaygarayı koparır ki, böyle bir durumda derin bir nefes alabilirsiniz. Parça değişimi gerekse bile bütçenizi sarsmayacak, akşam eve dönerken canınızı sıkmayacak sembolik rakamlarla bu işten sıyrılmanız işten bile değil. Gelgelelim, eğer arıza hidrolik pompa ya da o her şeyi yöneten elektronik kontrol ünitesindeyse, işte o zaman işin rengi tamamen değişiyor. Yetkili servisin kapısından girdiğinizde karşılaşacağınız sıfır parça fiyatları bazen arabanın kendi değerinin hatırı sayılır bir yüzdesine denk gelebilir, bu da insanı alternatif yollar aramaya iter...
Sanayi sitelerinin o kendine has kokusunu içine çekmiş eski bir sürücü olarak, bu tür durumlarda hemen teslim bayrağını çekmemenizi öneririm. Çıkma parça pazarı ya da ABS beyninin işinin ehli elektronikçiler tarafından tamir edilmesi, maliyetleri neredeyse üçte birine, hatta bazen dörtte birine kadar düşürebiliyor. Tabi burada güven meselesi devreye giriyor; fren dediğimiz şey şakaya gelmez, hayatınızı emanet ettiğiniz o metal yığınını kime teslim ettiğiniz çok önemli. Revizyon görmüş bir parça sizi yıllarca sorunsuz taşıyabilir ama doğru ellerde yapılmadıysa, o sarı lamba birkaç hafta sonra size tekrar merhaba der. Paradan tasarruf edelim derken güvenliği ikinci plana atmak, uzun vadede çok daha büyük bedeller ödemenize yol açabilir...
Peki, ustaya gitmeden önce bu arızanın büyüklüğünü kendi kendimize anlamanın bir yolu var mı dersiniz? Eğer fren pedalında o bildiğiniz titremeyi hissetmiyorsanız, ani frenajda araç sağa sola çekiyorsa ya da pedal gereğinden fazla sertleşmişse, durum sadece bir sensör arızasından çok daha derindir muhtemelen. Hani bazen arabayı stop edip tekrar çalıştırırsınız da o lamba söner gibi yapar, sevinirsiniz ya... İşte o anlık kandırmacalar aslında sistemin can çekiştiğinin, "beni bir an önce bir uzmana göster" diye feryat ettiğinin resmidir. Masraftan kaçmak için arızayı görmezden gelmek, sadece ABS'siz bir araçla gezmek anlamına gelmiyor, aynı zamanda muayeneden kalacağınız gerçeğiyle de yüzleşmek demek.
Günümüz ekonomik şartlarında yedek parça fiyatlarının nereye varacağını kestirmek gerçekten güç, bu yüzden net bir rakam telaffuz etmek kimsenin harcı değil. Bir tarafta birkaç yüz liralık bir işçilikle temizlenen sensörler, diğer tarafta ise asgari ücret sınırlarını zorlayan, hatta aşan komple ünite değişimleri duruyor. Benim size nacizane tavsiyem, panelde o ışığı gördüğünüz an en az iki farklı yere göstermeniz ve hemen en pahalı senaryoya inanıp karamsarlığa kapılmamanız yönündedir. Sonuçta otomobil dünyası sürprizlerle doludur; bazen en korktuğumuz arıza en basit kablo temassızlığından çıkar ve sanayiden yüzümüz gülerek ayrılırız...
Tamir masraflarını belirleyen en büyük etken, sorunun sistemin neresinde gizlendiğiyle doğrudan alakalıdır. Bazen sadece tekerleklerin arkasında duran, çamurdan ve yoldaki pislikten körleşmiş bir hız sensörü bu yaygarayı koparır ki, böyle bir durumda derin bir nefes alabilirsiniz. Parça değişimi gerekse bile bütçenizi sarsmayacak, akşam eve dönerken canınızı sıkmayacak sembolik rakamlarla bu işten sıyrılmanız işten bile değil. Gelgelelim, eğer arıza hidrolik pompa ya da o her şeyi yöneten elektronik kontrol ünitesindeyse, işte o zaman işin rengi tamamen değişiyor. Yetkili servisin kapısından girdiğinizde karşılaşacağınız sıfır parça fiyatları bazen arabanın kendi değerinin hatırı sayılır bir yüzdesine denk gelebilir, bu da insanı alternatif yollar aramaya iter...
Sanayi sitelerinin o kendine has kokusunu içine çekmiş eski bir sürücü olarak, bu tür durumlarda hemen teslim bayrağını çekmemenizi öneririm. Çıkma parça pazarı ya da ABS beyninin işinin ehli elektronikçiler tarafından tamir edilmesi, maliyetleri neredeyse üçte birine, hatta bazen dörtte birine kadar düşürebiliyor. Tabi burada güven meselesi devreye giriyor; fren dediğimiz şey şakaya gelmez, hayatınızı emanet ettiğiniz o metal yığınını kime teslim ettiğiniz çok önemli. Revizyon görmüş bir parça sizi yıllarca sorunsuz taşıyabilir ama doğru ellerde yapılmadıysa, o sarı lamba birkaç hafta sonra size tekrar merhaba der. Paradan tasarruf edelim derken güvenliği ikinci plana atmak, uzun vadede çok daha büyük bedeller ödemenize yol açabilir...
Peki, ustaya gitmeden önce bu arızanın büyüklüğünü kendi kendimize anlamanın bir yolu var mı dersiniz? Eğer fren pedalında o bildiğiniz titremeyi hissetmiyorsanız, ani frenajda araç sağa sola çekiyorsa ya da pedal gereğinden fazla sertleşmişse, durum sadece bir sensör arızasından çok daha derindir muhtemelen. Hani bazen arabayı stop edip tekrar çalıştırırsınız da o lamba söner gibi yapar, sevinirsiniz ya... İşte o anlık kandırmacalar aslında sistemin can çekiştiğinin, "beni bir an önce bir uzmana göster" diye feryat ettiğinin resmidir. Masraftan kaçmak için arızayı görmezden gelmek, sadece ABS'siz bir araçla gezmek anlamına gelmiyor, aynı zamanda muayeneden kalacağınız gerçeğiyle de yüzleşmek demek.
Günümüz ekonomik şartlarında yedek parça fiyatlarının nereye varacağını kestirmek gerçekten güç, bu yüzden net bir rakam telaffuz etmek kimsenin harcı değil. Bir tarafta birkaç yüz liralık bir işçilikle temizlenen sensörler, diğer tarafta ise asgari ücret sınırlarını zorlayan, hatta aşan komple ünite değişimleri duruyor. Benim size nacizane tavsiyem, panelde o ışığı gördüğünüz an en az iki farklı yere göstermeniz ve hemen en pahalı senaryoya inanıp karamsarlığa kapılmamanız yönündedir. Sonuçta otomobil dünyası sürprizlerle doludur; bazen en korktuğumuz arıza en basit kablo temassızlığından çıkar ve sanayiden yüzümüz gülerek ayrılırız...