Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Garajın beton zeminindeki o küçük siyah lekeyi ilk gördüğün anı hatırla; insan içten içe "yok canım, terlemedir o" diye geçiştirmek ister ama tecrübe konuşunca gerçeği bilirsin.
Alman mühendisliğine duyulan o kusursuz güven, kaputun altından sızan birkaç damla yağla birlikte garip bir şekilde sarsılır; sanki yıllarca sadık kalmış bir dost sırrını dışarı sızdırmaya başlamıştır.
Neden olur bu illet acaba?
Contalar zamanla o eski esnekliğini kaybedip taş gibi sertleşiyor, motorun içindeki o azgın sıcaklık plastiği ve kauçuğu adeta un ufak ediyor çünkü.
Karter tapasını sıkan o ustanın eli mi ağır geldi yoksa zamanla dişler sıyırıldı mı; her halükarda o civatadan sızan her damla cebinden eksilen bir parça demek...
Yetkili servise gitsen "motor inecek" diye ödünü koparırlar, sanayideki usta ise "abi alt tarafı bir keçe" diyerek çayını yudumlamaya devam eder; işte o arada sıkışıp kalırsın.
Yağ eksiltme lambası sarı renkte yanıp sönmeye başladığında direksiyonda kuruntu yaparsın, acaba motora ne zaman yatak sardıracağım diye düşünmekten yolun keyfi tamamen kaçar.
Kimi zaman kapağın üstünden sızan yağ kızgın manifolda damlar da o garip yanık kokusu kabini sarar; o koku var ya, insana arabadan soğuması için gayet yeterli bir sebeptir.
Motor temizliği yaptırıp bir hafta sonra altına karton sermek var ya, işte o paranoyaklık seviyesi tam olarak bu arızayla baş başa kalanların ortak kaderidir.
Plastik muhafazanın içi balçık gibi dolmuşsa ve sen bunu sadece rutin bakımda fark ediyorsan, o motor sessizce sana "imdat" çığlığı atıyor demektir.
Basit bir O-ring contasını değiştirmekten kaçınıp günün birinde komple motor revizyonuna para bayılmak... Ne mantıklı ama!
Sokaktaki herhangi birine sorsan "Alman arabası işte, yağsız yaşayamaz" der geçer ama o kaputu açıp sızıntının kaynağına bakmak senin mesai arkadaşın haline gelir bir süre sonra.
Belki de en güzeli, bu işi evham yapmadan ama aklın da bir köşesinde tutarak ilk fırsatta güvendiğin bir ustaya masaya yatırmaktır...
Alman mühendisliğine duyulan o kusursuz güven, kaputun altından sızan birkaç damla yağla birlikte garip bir şekilde sarsılır; sanki yıllarca sadık kalmış bir dost sırrını dışarı sızdırmaya başlamıştır.
Neden olur bu illet acaba?
Contalar zamanla o eski esnekliğini kaybedip taş gibi sertleşiyor, motorun içindeki o azgın sıcaklık plastiği ve kauçuğu adeta un ufak ediyor çünkü.
Karter tapasını sıkan o ustanın eli mi ağır geldi yoksa zamanla dişler sıyırıldı mı; her halükarda o civatadan sızan her damla cebinden eksilen bir parça demek...
Yetkili servise gitsen "motor inecek" diye ödünü koparırlar, sanayideki usta ise "abi alt tarafı bir keçe" diyerek çayını yudumlamaya devam eder; işte o arada sıkışıp kalırsın.
Yağ eksiltme lambası sarı renkte yanıp sönmeye başladığında direksiyonda kuruntu yaparsın, acaba motora ne zaman yatak sardıracağım diye düşünmekten yolun keyfi tamamen kaçar.
Kimi zaman kapağın üstünden sızan yağ kızgın manifolda damlar da o garip yanık kokusu kabini sarar; o koku var ya, insana arabadan soğuması için gayet yeterli bir sebeptir.
Motor temizliği yaptırıp bir hafta sonra altına karton sermek var ya, işte o paranoyaklık seviyesi tam olarak bu arızayla baş başa kalanların ortak kaderidir.
Plastik muhafazanın içi balçık gibi dolmuşsa ve sen bunu sadece rutin bakımda fark ediyorsan, o motor sessizce sana "imdat" çığlığı atıyor demektir.
Basit bir O-ring contasını değiştirmekten kaçınıp günün birinde komple motor revizyonuna para bayılmak... Ne mantıklı ama!
Sokaktaki herhangi birine sorsan "Alman arabası işte, yağsız yaşayamaz" der geçer ama o kaputu açıp sızıntının kaynağına bakmak senin mesai arkadaşın haline gelir bir süre sonra.
Belki de en güzeli, bu işi evham yapmadan ama aklın da bir köşesinde tutarak ilk fırsatta güvendiğin bir ustaya masaya yatırmaktır...