Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Bir sabah arabaya oturuyorsunuz, anahtarı çeviriyorsunuz ve pat... Gösterge panelinde o sarı, altı tırtıklı lastik simgesi yakılıyor içinizi. İnsan hemen en kötüsünü düşünüyor haliyle; herhalde sensör bitti, Lastikçi yolları göründü ya da yine binlerce liralık bir masraf kapıda. Oysa o küçücük uyarı ışığının arkasında bazen hiç tahmin etmediğiniz kadar basit, tabiricaizse incir çekirdeğini doldurmayacak bir temassızlık yatıyor olabilir. Özellikle o tekerlek yuvalarının içinden geçip modüle kadar uzanan kablo demetleri, zamanla yolun bütün yükünü, çamurunu, suyunu çekiyor. Soketin tırnağı biraz gevşese, oksitlense ya da engebeli bir yolda hafifçe yerinden oynasa... Sistem hemen sinyali kesiyor ve beyin bunu direkt "sensör arızası" olarak algılayıp önünüze uyarıyı patlatıyor. Yani evet, TPMS arızalarının hatrı sayılır bir kısmı aslında sensörün kendisinden değil, tam da o minicik soketin temassızlığından kaynaklanır.
Arabanın altındaki o elektrik tesisatını bir düşünün; kışın tuzlu sular, yazın tozu dumanı, çukurlar, kasisler derken o zavallı soketler ne çileler çekiyor. Kimse durup dururken tekerleğin arkasındaki o minik plastik bağlantıya bakmak istemez, aklımıza bile gelmez genelde. Ama soket dediğimiz şey neticede iki metal parçanın birbirine değmesinden ibaret. Nem girdi mi içeri, yavaş yavaş o iletken yüzeylerde gözle zor görülen bir oksit tabakası birikmeye başlıyor. Bir bakmışsınız sensör canavar gibi çalışıyor, lastik basıncınız tam ama araç sinyali alamıyor. Bazen de usta lastik değiştirirken ya da alt takıma bakım yaparken eli takılıyor o kabloya, soketin tırnağı hafif yerinden esniyor. Sonra siz yola çıkıyorsunuz, araba çukura girdikçe ışık bir yanıyor bir sönüyor. İnsanın sinirini bozan da bu belirsizlik zaten, tam geçti diyorsunuz tekrar yanıyor...
Peki bu durumda ne yapmak lazım, hemen gidip yeni sensör alıp parayı sokağa mı saçalım? Bence hiç acele etmeyin. Aracınızı güvendiğiniz bir ustaya götürdüğünüzde ya da biraz eliniz yatkınsa kendiniz kontrol ettiğinizde, ilk bakılacak yer her zaman o soketin fiziksel durumu olmalı. Soketi yerinden çıkarıp içine bir kontak sprey sıkmak, belki oksitleri hafifçe temizleyip tırnağın tam oturduğundan emin olmak bazen mucizeler yaratıyor. Hatta ustaya "Şu sokete bir baksanız?" demek bile sizi yüzlerce liralık lüzumsuz parçalardan kurtarabilir. O kablonun gergide durmaması, rahat bir payla sabitlenmiş olması da kritik. Bazen sırf kablo çok gergin diye amortisör esnedikçe soket içinden temassızlık yapıyor, gel de bul yapabilirsen.
Arıza tespit cihazına bağlandığında araba size "X tekerlek sensörü sinyal yok" der, ama o cihaz size sorunun kabloda mı yoksa sensörün içinde mi olduğunu açıkça söyleyemez. Cihaz sadece oradan veri gelmediğini bilir, gerisini bulmak sizin ve ustanızın sabrına kalır. İletişim kopukluğu dedicated bir donanım bozukluğu demek değildir her zaman. Araya giren küçük bir toz tanesi, hafifçe bükülmüş bir pin bile bütün sistemi felç etmeye yeter. O yüzden hemen karamsarlığa kapılmadan önce, sorunu en ucuz ve en basit noktadan aramaya başlamak en mantıklısı. Küçük bir temizlik, biraz dikkat ve doğru teşhisle o can sıkıcı sarı ışıktan sonsuza dek kurtulabilirsiniz.
Arabanın altındaki o elektrik tesisatını bir düşünün; kışın tuzlu sular, yazın tozu dumanı, çukurlar, kasisler derken o zavallı soketler ne çileler çekiyor. Kimse durup dururken tekerleğin arkasındaki o minik plastik bağlantıya bakmak istemez, aklımıza bile gelmez genelde. Ama soket dediğimiz şey neticede iki metal parçanın birbirine değmesinden ibaret. Nem girdi mi içeri, yavaş yavaş o iletken yüzeylerde gözle zor görülen bir oksit tabakası birikmeye başlıyor. Bir bakmışsınız sensör canavar gibi çalışıyor, lastik basıncınız tam ama araç sinyali alamıyor. Bazen de usta lastik değiştirirken ya da alt takıma bakım yaparken eli takılıyor o kabloya, soketin tırnağı hafif yerinden esniyor. Sonra siz yola çıkıyorsunuz, araba çukura girdikçe ışık bir yanıyor bir sönüyor. İnsanın sinirini bozan da bu belirsizlik zaten, tam geçti diyorsunuz tekrar yanıyor...
Peki bu durumda ne yapmak lazım, hemen gidip yeni sensör alıp parayı sokağa mı saçalım? Bence hiç acele etmeyin. Aracınızı güvendiğiniz bir ustaya götürdüğünüzde ya da biraz eliniz yatkınsa kendiniz kontrol ettiğinizde, ilk bakılacak yer her zaman o soketin fiziksel durumu olmalı. Soketi yerinden çıkarıp içine bir kontak sprey sıkmak, belki oksitleri hafifçe temizleyip tırnağın tam oturduğundan emin olmak bazen mucizeler yaratıyor. Hatta ustaya "Şu sokete bir baksanız?" demek bile sizi yüzlerce liralık lüzumsuz parçalardan kurtarabilir. O kablonun gergide durmaması, rahat bir payla sabitlenmiş olması da kritik. Bazen sırf kablo çok gergin diye amortisör esnedikçe soket içinden temassızlık yapıyor, gel de bul yapabilirsen.
Arıza tespit cihazına bağlandığında araba size "X tekerlek sensörü sinyal yok" der, ama o cihaz size sorunun kabloda mı yoksa sensörün içinde mi olduğunu açıkça söyleyemez. Cihaz sadece oradan veri gelmediğini bilir, gerisini bulmak sizin ve ustanızın sabrına kalır. İletişim kopukluğu dedicated bir donanım bozukluğu demek değildir her zaman. Araya giren küçük bir toz tanesi, hafifçe bükülmüş bir pin bile bütün sistemi felç etmeye yeter. O yüzden hemen karamsarlığa kapılmadan önce, sorunu en ucuz ve en basit noktadan aramaya başlamak en mantıklısı. Küçük bir temizlik, biraz dikkat ve doğru teşhisle o can sıkıcı sarı ışıktan sonsuza dek kurtulabilirsiniz.