Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kış ortasında direksiyon başına geçip kaloriferi sonuna kadar köklediğinizde o beklediğiniz sıcak dalga bir türlü yüzünüze vurmuyorsa, kabahati hemen radyatörde ya da termostatta aramayın. Göğsün hemen arkasına, torpidonun gizli bölmesine saklanmış o küçücük parça, yani polen filtresi, aslında sandığınızdan çok daha büyük bir mekanik hakimiyete sahip. Sentetik elyaftan üretilen bu gözenekli yapı, mikron mertebesindeki partikülleri yakalamak üzere tasarlanmışken zamanla tam bir hava barajına dönüşüyor. Havalandırma fanının (blower motor) yarattığı statik basınç, dolmuş bir filtrenin yarattığı direnci aşamıyor; aşamadıkça da kalorifer peteğinin (evaporatör ve ısıtıcı çekirdek) üzerinden geçmesi gereken hava kütlesi yarı yarıya düşüyor. Hacimsel debi azaldığı için de siz içeride donarken, motor bloğundaki sıcak su boşa dönüp duruyor...
Sistemdeki termal transferin temel kuralıdır; bir yüzeyden ne kadar az hava geçirirseniz, o yüzeydeki ısıyı kabine o kadar az taşırsınız. Aktif karbonlu ya da düz kağıt bazlı filtrelerin zamanla nemle birleşerek katılaşan toz katmanı, fan motorunun kanatçıklarına binen yükü astronomik düzeyde artırır. Amperaj yükselir, motor ısınır ama içeri üflenen havanın hızı adeta can çekişir. Çoğu sürücü klimanın sadece yazın çalıştığını ve bu filtrenin de sadece soğutma performansını etkilediğini zanneder, ne büyük bir yanılgı... Aslında HVAC ünitesi (Isıtma, Havalandırma ve İklimlendirme) yaz-kış aynı hava koridorunu kullanır. Yani o gözenekler tıkandığında, havanın önündeki fiziksel bariyer hem soğuğu hem sıcağı aynı acımasızlıkla engeller.
Değişim periyodunu aksattığınız o mikronluk gözenekler, sadece içerideki sıcaklığı düşürmekle kalmaz, camlardaki buğunun da baş mimarı oluverir bir anda. Dışarıdan taze hava modunu açtığınızda içeri girmesi gereken kuru ve temiz hava, tıkanmış filtrenin nemli yapısına takılıp kalır. Sonuç? Kabin içindeki bağıl nem tavan yapar ve siz klimayı en sıcak ayara getirseniz bile ön camdaki o beyaz perdeyi bir türlü eritemezsiniz. Bir yanda motor devrini yükseltip yakıt tüketen bir sistem, diğer yanda üşüyen ve görüş açısı kapanan bir sürücü... Mantıksızlığın tam merkezindesinizdir aslında. Filtrenin üzerindeki statik basınç kaybı (pressure drop) grafiği geometrik olarak yükselirken, sizin konfor seviyeniz aynı hızla çakılır.
Merak ediyorum, en son ne zaman torpidonun altındaki o kapağı söküp içeriye baktınız? Ya da şöyle sorayım; araç içi hava sirkülasyon düğmesine bastığınızda o uğultulu ama verimsiz ses size hiçbir şey anlatmıyor mu? Fan en yüksek kademede feryat ederken menfezlerden sadece cılız bir esinti geliyorsa, polen filtresi artık görevini bırakmış, resmen bir yalıtım malzemesine dönüşmüştür demektir. Isıtıcı peteğin (heater core) içinden geçen 90 derecelik motor soğutma sıvısı, o peteğin etrafında sıkışıp kalan durağan havayı ısıtır ama o hava kabine üflenemediği sürece bu termal enerjinin hiçbir kıymeti harbiyesi kalmaz. Isı transfer katsayısı düşer, sistem kendi içinde kavrulur.
Gidip sanayide en ucuz, markası belirsiz, lif kalitesi yerlerde sürünen bir filtre alıp takmak da bu derdin çaresi değil maalesef. Doğru hava geçirgenliğine (CFM değerine) sahip olmayan çakma ürünler, daha ilk günden kaloriferin önünü bir duvar gibi kapatır. Yoğunluğu hatalı ayarlanmış sentetik elyaflar, fan motorunun ömründen çalarken sizi de kış günü montla araç sürmeye mahkum eder. Isınma probleminin kökeninde karmaşık elektronik arızalar aramadan önce, hava akış dinamiğinin bu en temel, en basit elemanını yenilemek gerekir. Parçayı elinize aldığınızda ağırlığından ve renginden zaten sistemin neden tıkandığını, neden nefes alamadığını çıplak gözle bile göreceksiniz...
Sistemdeki termal transferin temel kuralıdır; bir yüzeyden ne kadar az hava geçirirseniz, o yüzeydeki ısıyı kabine o kadar az taşırsınız. Aktif karbonlu ya da düz kağıt bazlı filtrelerin zamanla nemle birleşerek katılaşan toz katmanı, fan motorunun kanatçıklarına binen yükü astronomik düzeyde artırır. Amperaj yükselir, motor ısınır ama içeri üflenen havanın hızı adeta can çekişir. Çoğu sürücü klimanın sadece yazın çalıştığını ve bu filtrenin de sadece soğutma performansını etkilediğini zanneder, ne büyük bir yanılgı... Aslında HVAC ünitesi (Isıtma, Havalandırma ve İklimlendirme) yaz-kış aynı hava koridorunu kullanır. Yani o gözenekler tıkandığında, havanın önündeki fiziksel bariyer hem soğuğu hem sıcağı aynı acımasızlıkla engeller.
Değişim periyodunu aksattığınız o mikronluk gözenekler, sadece içerideki sıcaklığı düşürmekle kalmaz, camlardaki buğunun da baş mimarı oluverir bir anda. Dışarıdan taze hava modunu açtığınızda içeri girmesi gereken kuru ve temiz hava, tıkanmış filtrenin nemli yapısına takılıp kalır. Sonuç? Kabin içindeki bağıl nem tavan yapar ve siz klimayı en sıcak ayara getirseniz bile ön camdaki o beyaz perdeyi bir türlü eritemezsiniz. Bir yanda motor devrini yükseltip yakıt tüketen bir sistem, diğer yanda üşüyen ve görüş açısı kapanan bir sürücü... Mantıksızlığın tam merkezindesinizdir aslında. Filtrenin üzerindeki statik basınç kaybı (pressure drop) grafiği geometrik olarak yükselirken, sizin konfor seviyeniz aynı hızla çakılır.
Merak ediyorum, en son ne zaman torpidonun altındaki o kapağı söküp içeriye baktınız? Ya da şöyle sorayım; araç içi hava sirkülasyon düğmesine bastığınızda o uğultulu ama verimsiz ses size hiçbir şey anlatmıyor mu? Fan en yüksek kademede feryat ederken menfezlerden sadece cılız bir esinti geliyorsa, polen filtresi artık görevini bırakmış, resmen bir yalıtım malzemesine dönüşmüştür demektir. Isıtıcı peteğin (heater core) içinden geçen 90 derecelik motor soğutma sıvısı, o peteğin etrafında sıkışıp kalan durağan havayı ısıtır ama o hava kabine üflenemediği sürece bu termal enerjinin hiçbir kıymeti harbiyesi kalmaz. Isı transfer katsayısı düşer, sistem kendi içinde kavrulur.
Gidip sanayide en ucuz, markası belirsiz, lif kalitesi yerlerde sürünen bir filtre alıp takmak da bu derdin çaresi değil maalesef. Doğru hava geçirgenliğine (CFM değerine) sahip olmayan çakma ürünler, daha ilk günden kaloriferin önünü bir duvar gibi kapatır. Yoğunluğu hatalı ayarlanmış sentetik elyaflar, fan motorunun ömründen çalarken sizi de kış günü montla araç sürmeye mahkum eder. Isınma probleminin kökeninde karmaşık elektronik arızalar aramadan önce, hava akış dinamiğinin bu en temel, en basit elemanını yenilemek gerekir. Parçayı elinize aldığınızda ağırlığından ve renginden zaten sistemin neden tıkandığını, neden nefes alamadığını çıplak gözle bile göreceksiniz...