Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün sanayiden çıkıp yola koyulduğumda içime bir kurt düştü; usta "filtreyi sıfırladık, mis gibi oldu" demişti ama göğüsteki menfezlerden yüzüme esen o tanıdık fırtınadan eser yoktu. Polen filtresinin mikro gözenekli yapısı kitleleri memnun etmek için tasarlanır ama Blower motorunun ürettiği statik basınç ile hvac kutusunun içindeki klape açıları çakışmadığında sistem adeta nefessiz kalıyor. Basit bir hava geçirgenlik direnci deyip geçemiyorsunuz; sentetik liflerin yoğunluğu arttıkça fan çarkının dönme momenti hava kütlesini ötelemeye yetmiyor, fan dördüncü kademede fırıl fırıl dönse bile dışarıya gıdım gıdım hava çıkıyor.
Serviste kutusundan çıkarıp takılan o fiyakalı aktif karbonlu filtreler var ya... Onların karbon tanecik yapısı kokuyu harika absorbe ediyor etmesine ama havanın laminer akışını tam ortadan ikiye bölüp türbülansa sebep oluyor. Bazen sırf hava temiz koksun diye aldığımız yüksek verimli HEPA standartlarındaki elemanlar, klimanın evaporatör peteğine ulaşan hava debisini yarı yarıya düşürüp sistemi kendi içinde vakumda bırakıyor. Acaba diyorum, hava filtresindeki yüzey alanını artıran akordeon kıvrımları, yani o pleat sayısı montaj esnasında içeri doğru sıkıştığı için mi kanallar tıkandı, yoksa malzeme yoğunluğu mu fazla geldi?
Kapağı açıp içeriye bakıyorsunuz, filtrenin üzerinde kocaman bir ok işareti duruyor fakat o "Air Flow" ibaresi çoğu zaman yanlış yorumlanıyor. Fan motorundan çıkan taze havanın akış yönü yerine klimanın radyatörüne bakan tarafa doğru yönlendirilmeyen bir filtre, liflerin örgü yönü sebebiyle adeta tek taraflı bir supap gibi davranmaya başlıyor; ters takılan filtre havanın dinamiğini tamamen bozuyor... Yönü doğru sanırsınız ama içeri giren havanın direnç katsayısı bir anda iki katına çıkıverir.
Torpido gözünün arkasındaki o daracık plastik yuvaya filtreyi tıkıştırmaya çalışırken kenarlarından büküp formunu bozdularsa vay halinize. Çerçevesi ezilen bir polen filtresi havalandırma kanalının iç geometrisini tıkar; bypass geçişlerini kapattığı gibi hava akışını belli bir noktada sıkıştırarak debiyi kilitler. Yan tarafları bükülmüş, lifleri birbirine geçmiş bir filtre malzemesi havanın rahatça süzülmesine izin vermez, havalandırma fanından gelen yükü doğrudan motor hücresine geri yansıtır.
Polen filtresini değiştirirken kapağın tam oturmaması veya klipslerin gevşek kalması da o çok sevdiğimiz üfleme gücünü bir anda buharlaştırabilir. HVAC kutusunun içindeki basınç dengesi bozulduğunda, blower fanın bastığı hava menfezlerden dışarı akmak yerine konsolun içindeki o karanlık boşluklara sızmaya başlar... Dışarıya üfleyen havanın zayıflaması bazen filtrenin kendisinden değil, filtrenin etrafından kaçan ve o küçük aralıklardan kaybolan hava basıncından kaynaklanır; kayıp basınç, zayıf üfleme demektir.
Acaba yeni taktıkları ürünün mikron derecesi aracınızın orijinal fan watt değeriyle gerçekten uyuşuyor mu? Piyasadaki bazı yan sanayi filtrelerin dokumasında kullanılan polyester lifler o kadar sıkı ve kalitesiz ki, fan motoru ne kadar dirense de o yoğun kütleyi yarıp havayı içeri itemiyor. Bazen "en iyisi olsun, hiçbir toz geçirmesin" mantığıyla üretilen aşırı yoğun filtreler, sistemin hava emiş kapasitesini boğup kalorifer motorunu zorlamaktan başka bir işe yaramıyor; daha az toz, ne yazık ki daha az hava anlamına gelebiliyor.
Serviste kutusundan çıkarıp takılan o fiyakalı aktif karbonlu filtreler var ya... Onların karbon tanecik yapısı kokuyu harika absorbe ediyor etmesine ama havanın laminer akışını tam ortadan ikiye bölüp türbülansa sebep oluyor. Bazen sırf hava temiz koksun diye aldığımız yüksek verimli HEPA standartlarındaki elemanlar, klimanın evaporatör peteğine ulaşan hava debisini yarı yarıya düşürüp sistemi kendi içinde vakumda bırakıyor. Acaba diyorum, hava filtresindeki yüzey alanını artıran akordeon kıvrımları, yani o pleat sayısı montaj esnasında içeri doğru sıkıştığı için mi kanallar tıkandı, yoksa malzeme yoğunluğu mu fazla geldi?
Kapağı açıp içeriye bakıyorsunuz, filtrenin üzerinde kocaman bir ok işareti duruyor fakat o "Air Flow" ibaresi çoğu zaman yanlış yorumlanıyor. Fan motorundan çıkan taze havanın akış yönü yerine klimanın radyatörüne bakan tarafa doğru yönlendirilmeyen bir filtre, liflerin örgü yönü sebebiyle adeta tek taraflı bir supap gibi davranmaya başlıyor; ters takılan filtre havanın dinamiğini tamamen bozuyor... Yönü doğru sanırsınız ama içeri giren havanın direnç katsayısı bir anda iki katına çıkıverir.
Torpido gözünün arkasındaki o daracık plastik yuvaya filtreyi tıkıştırmaya çalışırken kenarlarından büküp formunu bozdularsa vay halinize. Çerçevesi ezilen bir polen filtresi havalandırma kanalının iç geometrisini tıkar; bypass geçişlerini kapattığı gibi hava akışını belli bir noktada sıkıştırarak debiyi kilitler. Yan tarafları bükülmüş, lifleri birbirine geçmiş bir filtre malzemesi havanın rahatça süzülmesine izin vermez, havalandırma fanından gelen yükü doğrudan motor hücresine geri yansıtır.
Polen filtresini değiştirirken kapağın tam oturmaması veya klipslerin gevşek kalması da o çok sevdiğimiz üfleme gücünü bir anda buharlaştırabilir. HVAC kutusunun içindeki basınç dengesi bozulduğunda, blower fanın bastığı hava menfezlerden dışarı akmak yerine konsolun içindeki o karanlık boşluklara sızmaya başlar... Dışarıya üfleyen havanın zayıflaması bazen filtrenin kendisinden değil, filtrenin etrafından kaçan ve o küçük aralıklardan kaybolan hava basıncından kaynaklanır; kayıp basınç, zayıf üfleme demektir.
Acaba yeni taktıkları ürünün mikron derecesi aracınızın orijinal fan watt değeriyle gerçekten uyuşuyor mu? Piyasadaki bazı yan sanayi filtrelerin dokumasında kullanılan polyester lifler o kadar sıkı ve kalitesiz ki, fan motoru ne kadar dirense de o yoğun kütleyi yarıp havayı içeri itemiyor. Bazen "en iyisi olsun, hiçbir toz geçirmesin" mantığıyla üretilen aşırı yoğun filtreler, sistemin hava emiş kapasitesini boğup kalorifer motorunu zorlamaktan başka bir işe yaramıyor; daha az toz, ne yazık ki daha az hava anlamına gelebiliyor.