Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta servisin önünde duran o gri Peugeot’nun sürücüsünün yüzündeki solgunluğu hâlâ unutamıyorum, adam az kalsın kavşakta kamyonun altına giriyormuş çünkü son anda ayağının altındaki fren pedalının ta dibe kadar gittiğini, hiçbir dirençle karşılaşmadığını söyledi.
Mühendislik masalarında tasarlanan o kusursuz hidrolik devreler, pratikte maalesef bazen bu acımasız sürprizlerle yüzleşiyor; ana merkez silindirin içindeki keçelerin zamanla aşınması veya hidrolik sıvısının içerisine hava yapması, sistemin bütün basınç dengesini altüst etmeye yetiyor da artıyor bile.
Sürücü koltuğuna oturduğunuzda ayağınızın altındaki o ilk iki santimlik ölü nokta aslında size büyük bir felaketin habercisidir ama kimse o minik hissiyata dikkat etmez, ta ki pedal tamamen boşa düşene kadar...
Aslında fren hidroliğini periyodik olarak değiştirmeyen, merdiven altı DOT4 sıvılarla idare etmeye çalışan binlerce insan var bu ülkede ve bu ihmal, sıcak yaz günlerinde kaynama noktasına ulaşan sıvının buharlaşmasıyla birlikte pedalın bir anda yastık gibi yumuşayıp boşa çıkmasına zemin hazırlıyor.
Peki ne yapmalı, aracı hemen sağa çekip el freniyle mi durdurmalı yoksa vites küçülterek motor frenine mi yüklenmeli; inanın o panik anında insan mantıklı düşünemez, o yüzden bu kronikleşen hidrolik kaybı belirtisini hissettiğiniz an kontağı kapatıp doğrudan bir uzmana görünmekten başka çareniz yok.
Elektronik fren dağılım modülleri ve ABS blokları bazen arıza hafızasına hata kodu bile düşürmez, yani arıza lambası yanmıyor diye güvende olduğunuzu sanmak sadece kör bir teselliden ibarettir; mekanik aşınma dijital ekranlarda her zaman boy göstermez çünkü.
Sözün özü, o demir yığınının durmasını sağlayan tek şey ayağınızın altındaki o birkaç milimetrelik hidrolik basıncıdır, onu kaybettiğiniz an direksiyondaki kral siz değil sadece bir yolcusunuz...
Mühendislik masalarında tasarlanan o kusursuz hidrolik devreler, pratikte maalesef bazen bu acımasız sürprizlerle yüzleşiyor; ana merkez silindirin içindeki keçelerin zamanla aşınması veya hidrolik sıvısının içerisine hava yapması, sistemin bütün basınç dengesini altüst etmeye yetiyor da artıyor bile.
Sürücü koltuğuna oturduğunuzda ayağınızın altındaki o ilk iki santimlik ölü nokta aslında size büyük bir felaketin habercisidir ama kimse o minik hissiyata dikkat etmez, ta ki pedal tamamen boşa düşene kadar...
Aslında fren hidroliğini periyodik olarak değiştirmeyen, merdiven altı DOT4 sıvılarla idare etmeye çalışan binlerce insan var bu ülkede ve bu ihmal, sıcak yaz günlerinde kaynama noktasına ulaşan sıvının buharlaşmasıyla birlikte pedalın bir anda yastık gibi yumuşayıp boşa çıkmasına zemin hazırlıyor.
Peki ne yapmalı, aracı hemen sağa çekip el freniyle mi durdurmalı yoksa vites küçülterek motor frenine mi yüklenmeli; inanın o panik anında insan mantıklı düşünemez, o yüzden bu kronikleşen hidrolik kaybı belirtisini hissettiğiniz an kontağı kapatıp doğrudan bir uzmana görünmekten başka çareniz yok.
Elektronik fren dağılım modülleri ve ABS blokları bazen arıza hafızasına hata kodu bile düşürmez, yani arıza lambası yanmıyor diye güvende olduğunuzu sanmak sadece kör bir teselliden ibarettir; mekanik aşınma dijital ekranlarda her zaman boy göstermez çünkü.
Sözün özü, o demir yığınının durmasını sağlayan tek şey ayağınızın altındaki o birkaç milimetrelik hidrolik basıncıdır, onu kaybettiğiniz an direksiyondaki kral siz değil sadece bir yolcusunuz...