Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sürücü koltuğuna geçip anahtarı çevirdiğinizde o tanıdık motor sesinin yerini kesik kesik, sarsıntılı bir çırpınış alıyorsa gaza basmaya korkarsınız. Kaputun altındaki o ritmik çalışma düzeni bir anda bozulmuş, silindirlerin içinde bir şeyler sanki birbirine girmeye başlamıştır. Gaz pedalına yüklendikçe araç size direnir, hızlanmak bir yana dursun, sanki arkadan biri çekiyormuş gibi yığılır kalır. Yan aynaya gözünüz kaydığı an arkada yükselen o simsiyah bulutu görürsünüz; işte o an anlamalısınız ki motorunuz yanma odasında adeta boğuluyor...
Yanma odasındaki yakıt-hava oranının o hassas dengesi bozulduğunda, yani sistem içeriye gereğinden fazla yakıt püskürttüğünde stokiyometrik oran altüst olur. Yanma gerçekleşir gerçekleşmesine ama ortamda oksijen yetersiz kaldığı için dizel ya da benzin tam anlamıyla tüketime katılamaz. Tam olarak yanmadan dışarı atılan bu aşırı karbon tanecikleri de doğrudan egzoz hattına dolar. Sonuç mu? Arkada kapkara bir kurum tabakası, çantasını toplayıp gitmeye çalışan çaresiz bir motor...
Enjektörlerin memeleri kurum bağladığında veya elektronik kontrol ünitesi yanlış veriyle yakıt haritasını karıştırdığında yakıt damlacıklar halinde içeri süzülür. Halbuki o yakıtın sisteme pülverize bir sis bulutu gibi girmesi gerekirdi. Damla halinde giren benzin ya da motorin tam tutuşamaz, tutuşamayan her damla da piston tepesinde birikir, sonra da yanmamış atık olarak dışarı fırlatılır. Bazen sadece tek bir enjektörün işini yapmaması bile bütün silindir blogunu sarsıntıya boğmaya yeter.
Hava akış metresi, yani o bildiğimiz MAF sensörü emilen havanın miktarını yanlış ölçerse beyin içeri çok hava girdiğini sanıp yakıtı sonuna kadar açar. İnceltilmemiş, zenginleştirilmiş bu ağır karışım bujilerin kıvılcımını söndürecek raddeye getirir; derken tekleme başlar. Ya da tam tersi, hava filtresi çamurdan tıkanmıştır da motor nefes alamıyordur... İki ihtimalde de sonuç aynı kapıya çıkar: Yanmayan ağır karbon atığı ve egzozdan püsküren zifiri siyah duman.
Turboşarjlı bir araç sürüyorsanız ve gaza yüklendiğinizde arkada simsiyah bir gece oluşuyorsa, intercooler hortumlarına mutlaka bir göz atın derim. Turbonun basması gereken o basınçlı hava bir hortum çatlağından dışarı kaçıyordur belki de. Motor beyni içeri hava girdi sanarak yakıtı gönderir ama o hava yanma odasına hiç ulaşamaz. Eksik havanın yarattığı o zengin karışım da doğrudan egzoz manifoldunu doldurur; araç çekişten düşer, siz de dikiz aynasından arkadaki felaketi izlersiniz.
EGR valfi kurum kilitlenmesi yaşayıp açık kaldığında, egzoz gazı sürekli yanma odasına geri beslenir ve temiz havanın yerini alır. İçeriye oksijen giremeyince silindirlerin içindeki patlama gücü zayıflar, ateşleme periyodu sekteye uğrar. Motor rölantide tir tir titremeye başlar, tekleme hissiyatı direksiyona kadar vurur. Bu durumu fark ettiğiniz an ısrarla gaza basmak yerine aracı kenara çekip bir ustaya göstermek en doğrusudur... Aksi takdirde o kurumlar kısa sürede partikül filtrenizi veya katalitik konvertörünüzü tamamen tıkayacaktır.
Yanma odasındaki yakıt-hava oranının o hassas dengesi bozulduğunda, yani sistem içeriye gereğinden fazla yakıt püskürttüğünde stokiyometrik oran altüst olur. Yanma gerçekleşir gerçekleşmesine ama ortamda oksijen yetersiz kaldığı için dizel ya da benzin tam anlamıyla tüketime katılamaz. Tam olarak yanmadan dışarı atılan bu aşırı karbon tanecikleri de doğrudan egzoz hattına dolar. Sonuç mu? Arkada kapkara bir kurum tabakası, çantasını toplayıp gitmeye çalışan çaresiz bir motor...
Enjektörlerin memeleri kurum bağladığında veya elektronik kontrol ünitesi yanlış veriyle yakıt haritasını karıştırdığında yakıt damlacıklar halinde içeri süzülür. Halbuki o yakıtın sisteme pülverize bir sis bulutu gibi girmesi gerekirdi. Damla halinde giren benzin ya da motorin tam tutuşamaz, tutuşamayan her damla da piston tepesinde birikir, sonra da yanmamış atık olarak dışarı fırlatılır. Bazen sadece tek bir enjektörün işini yapmaması bile bütün silindir blogunu sarsıntıya boğmaya yeter.
Hava akış metresi, yani o bildiğimiz MAF sensörü emilen havanın miktarını yanlış ölçerse beyin içeri çok hava girdiğini sanıp yakıtı sonuna kadar açar. İnceltilmemiş, zenginleştirilmiş bu ağır karışım bujilerin kıvılcımını söndürecek raddeye getirir; derken tekleme başlar. Ya da tam tersi, hava filtresi çamurdan tıkanmıştır da motor nefes alamıyordur... İki ihtimalde de sonuç aynı kapıya çıkar: Yanmayan ağır karbon atığı ve egzozdan püsküren zifiri siyah duman.
Turboşarjlı bir araç sürüyorsanız ve gaza yüklendiğinizde arkada simsiyah bir gece oluşuyorsa, intercooler hortumlarına mutlaka bir göz atın derim. Turbonun basması gereken o basınçlı hava bir hortum çatlağından dışarı kaçıyordur belki de. Motor beyni içeri hava girdi sanarak yakıtı gönderir ama o hava yanma odasına hiç ulaşamaz. Eksik havanın yarattığı o zengin karışım da doğrudan egzoz manifoldunu doldurur; araç çekişten düşer, siz de dikiz aynasından arkadaki felaketi izlersiniz.
EGR valfi kurum kilitlenmesi yaşayıp açık kaldığında, egzoz gazı sürekli yanma odasına geri beslenir ve temiz havanın yerini alır. İçeriye oksijen giremeyince silindirlerin içindeki patlama gücü zayıflar, ateşleme periyodu sekteye uğrar. Motor rölantide tir tir titremeye başlar, tekleme hissiyatı direksiyona kadar vurur. Bu durumu fark ettiğiniz an ısrarla gaza basmak yerine aracı kenara çekip bir ustaya göstermek en doğrusudur... Aksi takdirde o kurumlar kısa sürede partikül filtrenizi veya katalitik konvertörünüzü tamamen tıkayacaktır.