Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Beton zeminde o koyu, parıltılı lekeyi ilk gördüğün anı hatırla; insan orada öylece kalakalıyor işte. Arabanın kapısını kapatıp uzaklaşırken gözünün o noktaya takılması, insanın içine garip bir huzursuzluk düşürüyor birden. Ne zaman damlamaya başladı acaba, dün mü yoksa haftalardır orada mıydı bilinmez. Alt tarafı birkaç damla yağ işte, ne olacak ki diyorsun ama içten içe de o motorun kalbinde bir şeylerin eksildiğini, hırpalandığını seziyorsun. Kim bilir hangi conta yoruldu, hangi keçe görevini yapamaz hale geldi da bu sessiz akıntı başladı.
Sabahları garajdan çıkarken ya da park halindeki aracın önünden geçerken o siyah lekeye bakmak, insanın canını sıkan küçük ama sinir bozucu bir detay. Kimi zaman sadece sıradan bir terlemedir bu, kimi zamansa daha büyük bir masrafın habercisi... Alt kaseye doğru sızan o sıcak sıvının izini sürmek, sanayi köşelerinde ustaların ellerine bakmayı gerektirir bazen. Kartel mi delindi, tapa mı gevşedi yoksa keçeler mi ömrünü doldurdu, insan asıl bunu merak ediyor. Tamirciye gidip o lifte çıkana kadar kafada bin türlü senaryo döner durur.
Otomobil dediğin machine, kendi dilinde konuşur aslında ama biz ancak böyle somut şeyler gördüğümüzde kulak veriyoruz ona. Damlayan her damla, sanki "ben yoruldum artık" deyişidir o demir yığınının. Bakımlarını zamanında yaptırmak lazım elbet, yağı suyu eksik olmasın diye koştururuz ama bazen en umulmadık yerden kaçırır işte. İnsan eli değmiş gibi doğal bir sızıntı bu; ne kadar saklamaya çalışırsan çalış, o iz mutlaka kendini belli eder. Belki de arabaya biraz daha özen göstermenin, kaputu açıp o tozlu kablolara şöyle bir alıcı gözle bakmanın vakti gelmiştir, kim bilir...
Sabahları garajdan çıkarken ya da park halindeki aracın önünden geçerken o siyah lekeye bakmak, insanın canını sıkan küçük ama sinir bozucu bir detay. Kimi zaman sadece sıradan bir terlemedir bu, kimi zamansa daha büyük bir masrafın habercisi... Alt kaseye doğru sızan o sıcak sıvının izini sürmek, sanayi köşelerinde ustaların ellerine bakmayı gerektirir bazen. Kartel mi delindi, tapa mı gevşedi yoksa keçeler mi ömrünü doldurdu, insan asıl bunu merak ediyor. Tamirciye gidip o lifte çıkana kadar kafada bin türlü senaryo döner durur.
Otomobil dediğin machine, kendi dilinde konuşur aslında ama biz ancak böyle somut şeyler gördüğümüzde kulak veriyoruz ona. Damlayan her damla, sanki "ben yoruldum artık" deyişidir o demir yığınının. Bakımlarını zamanında yaptırmak lazım elbet, yağı suyu eksik olmasın diye koştururuz ama bazen en umulmadık yerden kaçırır işte. İnsan eli değmiş gibi doğal bir sızıntı bu; ne kadar saklamaya çalışırsan çalış, o iz mutlaka kendini belli eder. Belki de arabaya biraz daha özen göstermenin, kaputu açıp o tozlu kablolara şöyle bir alıcı gözle bakmanın vakti gelmiştir, kim bilir...