Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır yollarda nice arıza lambası gördüm ama eskilere taş çıkartan bu modern dizeller bazen adeta insanı sinir krizi geçirtmek için yemin etmiş gibi davranıyor. Gösterge panelinde birden beliren o sarı motor arıza ikazı var ya, işte o an şoför koltuğunda oturan adamın ömründen ömür çalıyor. Kaputu açıp bakıyorsun, her şey yerli yerinde; motor saat gibi çalışıyor gibi duruyor ama beyin sana başka bir şey söylüyor. Diagnostik cihazını soktuğunda ekranın ortasında tokat gibi çarpan o kod seni bekliyor: Mercedes P2458 arıza kodu. Ne demek bu şimdi?
Dizel partikül filtresi denilen o lanet kutunun içi zamanla kurumla dolup taşar ve bu sensörler artık nefes alamıyorum diye feryat figan etmeye başlar. Rejenerasyon denilen o malum kendi kendine temizlenme döngüsü var ya, işte o bir şekilde yarıda kalmış ya da artık becerilemiyor demektir. Filtre tıkandıkça motor boğulur, egzozdan çıkan gazlar dışarı kaçacak delik arar ve sen gaza bastıkça araba gitmemek için direnir. Kimisi der ki bas gazi otoyola açılır; yok öyle yağma, iş işten geçtiyse o kurum beton gibi taşlaşmıştır artık.
Sistem diyor ki ben bu pisliği artık yakamıyorum, sıcaklığı istediğim dereceye çıkaramıyorum ve işin ucunda turbo da var mazot pompası da. Servise gidersin, ustanın gözleri parlar çünkü parça değişimi masası kurulmuştur bile; sana altından kalkılmaz rakamlar fısıldamaya başlarlar hemen. Oysa biraz vicdan, biraz akıl ve ustalıkla bu işin kökünden çözülebileceğini kimse söylemez çünkü kimse parayı çöpe atmak istemez. Aslında her şey o egzoz sıcaklık sensörünün ECU’ya gönderdiği veride gizlidir; sensör körse, beyin de ne yapacağını bilemez tabii.
Şehir içinde sürekli dur-kalk yaparak araba kullanmanın cezasını en ağır şekilde kesen parça işte bu filtrenin ta kendisidir. Sabah işe giderken beş kilometre, akşam dönerken beş kilometre; motor tam ısınmadan kontak kapatmanın faturasını kesiyorlar sana işte. Araba hiç mi uzun yola çıkmasın, hiç mi yüksek devir görmesin sanki? Yüksek devirde uzun süre yol yapmadığın sürece o egzoz sıcaklığı istenen seviyeye gelmez ve kurumlar içeride parti vermeye devam eder.
Peki bu saatten sonra ne yapacağız, arabayı garaja çekip üzerine bir bardak soğuk su mu içeceğiz yani? Hayır, Tabii ki hayır; önce arıza kodunu silip körü körüne yola çıkmak yerine sorunun kaynağına inmek gerekiyor ustam. Belki de sadece diferansiyel basınç sensörünün hortumu deliktir veya kablosu erimiştir, koca filtreyi çöpe atmadan önce bunlara bir bakmak lazımdır. Kim bilir, belki de bir yazılım güncellemesiyle veya profesyonel makineyle yapılan narin bir re-jenerasyonla bu kabus son bulacak.
Kendini bilmez bazıları hemen filtreyi delelim, iptal edelim, muayeneden de bir şekilde geçeriz diye akıl verir ama sakın ha bu tuzağa düşme. O egzozdan yayılan zehirli gazlar soluduğumuz havayı bitiriyor, çocukların ciğerlerine işliyor; biraz da geleceği düşünmek gerekmez mi? Mercedes mühendisleri o filtreyi oraya sadece süs olsun diye koymadı ya, bir bildikleri vardı elbet. Araba dediğin biraz ilgi ister, bakım ister; parasını esirgersen o da senden performansını esirger elbet.
Dizel partikül filtresi denilen o lanet kutunun içi zamanla kurumla dolup taşar ve bu sensörler artık nefes alamıyorum diye feryat figan etmeye başlar. Rejenerasyon denilen o malum kendi kendine temizlenme döngüsü var ya, işte o bir şekilde yarıda kalmış ya da artık becerilemiyor demektir. Filtre tıkandıkça motor boğulur, egzozdan çıkan gazlar dışarı kaçacak delik arar ve sen gaza bastıkça araba gitmemek için direnir. Kimisi der ki bas gazi otoyola açılır; yok öyle yağma, iş işten geçtiyse o kurum beton gibi taşlaşmıştır artık.
Sistem diyor ki ben bu pisliği artık yakamıyorum, sıcaklığı istediğim dereceye çıkaramıyorum ve işin ucunda turbo da var mazot pompası da. Servise gidersin, ustanın gözleri parlar çünkü parça değişimi masası kurulmuştur bile; sana altından kalkılmaz rakamlar fısıldamaya başlarlar hemen. Oysa biraz vicdan, biraz akıl ve ustalıkla bu işin kökünden çözülebileceğini kimse söylemez çünkü kimse parayı çöpe atmak istemez. Aslında her şey o egzoz sıcaklık sensörünün ECU’ya gönderdiği veride gizlidir; sensör körse, beyin de ne yapacağını bilemez tabii.
Şehir içinde sürekli dur-kalk yaparak araba kullanmanın cezasını en ağır şekilde kesen parça işte bu filtrenin ta kendisidir. Sabah işe giderken beş kilometre, akşam dönerken beş kilometre; motor tam ısınmadan kontak kapatmanın faturasını kesiyorlar sana işte. Araba hiç mi uzun yola çıkmasın, hiç mi yüksek devir görmesin sanki? Yüksek devirde uzun süre yol yapmadığın sürece o egzoz sıcaklığı istenen seviyeye gelmez ve kurumlar içeride parti vermeye devam eder.
Peki bu saatten sonra ne yapacağız, arabayı garaja çekip üzerine bir bardak soğuk su mu içeceğiz yani? Hayır, Tabii ki hayır; önce arıza kodunu silip körü körüne yola çıkmak yerine sorunun kaynağına inmek gerekiyor ustam. Belki de sadece diferansiyel basınç sensörünün hortumu deliktir veya kablosu erimiştir, koca filtreyi çöpe atmadan önce bunlara bir bakmak lazımdır. Kim bilir, belki de bir yazılım güncellemesiyle veya profesyonel makineyle yapılan narin bir re-jenerasyonla bu kabus son bulacak.
Kendini bilmez bazıları hemen filtreyi delelim, iptal edelim, muayeneden de bir şekilde geçeriz diye akıl verir ama sakın ha bu tuzağa düşme. O egzozdan yayılan zehirli gazlar soluduğumuz havayı bitiriyor, çocukların ciğerlerine işliyor; biraz da geleceği düşünmek gerekmez mi? Mercedes mühendisleri o filtreyi oraya sadece süs olsun diye koymadı ya, bir bildikleri vardı elbet. Araba dediğin biraz ilgi ister, bakım ister; parasını esirgersen o da senden performansını esirger elbet.