Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyona geçip kontağı çevirdiğinizde her şey yolunda görünür ama ayağınızı frene attığınız o ilk saniye o altınızdaki devasa metal yığını sanki bir anda boşluğa düşüyormuş gibi hissedersiniz ya işte o an insanın ömründen ömür alan, yüreği ağza getiren cinsten tarifsiz bir paniktir.
Yılların tecrübesiyle direksiyon sallamış ya da otomobil sektörünün tozunu yutmuş biri olarak söyleyebilirim ki, özellikle Mercedes gibi mühendislik harikası bir Alman makinesinde fren pedalının dibe kadar gitmesi ve hiçbir direnç göstermemesi asla göz ardı edilecek sıradan bir arıza değildir.
Sistemdeki o hidrolik basıncın bir anda kaybolması, fren ana merkezindeki küçük bir contanın yıllara yenik düşüp görevini yapamamasından ya da borulardan sızan o gizli akıntıdan kaynaklanır ki bu durum bazen trafikte ışıklara yaklaşırken insanı adeta soğuk terler döktürür.
Ayağınızın altında seyyar bir tahta parçası varmış gibi hissedersiniz, pedal sanki yayı kopmuş eski bir kanepe minderi gibi aşağıya doğru salınır gider ve siz o saniyeler içinde aracı durdurabilmek için el frenine sarılmanın yollarını ararsınız.
Fren hidrolik yağının zamanla özelliğini yitirmesi, içerisine hava yapması veya fren merkezindeki pistonların artık kaçırmaya başlaması bu korkunç tablonun başrol oyuncularıdır; yani ortada fol yok yumurta yokken birdenbire pedalın sertliğini yitirmesi fizik kurallarının acı bir hatırlatmasıdır.
Acaba sabah o kassekten geçerken altını biraz sert mi vurduk, yoksa geçen ayki bakımda ustamız o keçeyi değiştirmeyi unuttu mu diye düşünür durursunuz ama iş işten geçmiştir bir kere çünkü fren dediğiniz mekanizma şakaya gelmez.
Aracın o ağır kütlesini durdurmakla görevli olan balatalar diskleri sıkıştırmak için tam bir hidrolik basıncına ihtiyaç duyarken, o boruların içindeki en ufak bir hava kabarcığı ya da çatlak tüm sistemi çökertmeye yeter de artar bile.
Eğer daha önce hiç başınıza gelmediyse hayal etmesi bile zordur; o pedalın boşlukta sallanışı insanın aklını başından alır, direksiyonu sıkıca kavrayıp sağa çekmekten başka çare bırakmaz.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda sakın ola ki yola devam etmeyin, hemen uygun bir yerde dörtlüleri yakıp durun çünkü o fren bir kez boşaldıysa ikinci kez tutmama ihtimali yüzde yüzdür.
Usta ellerin hidrolik tesisatını baştan aşağı süzmesi, ana merkezi mikronluk hassasiyetle kontrol etmesi ve tüm sistemi tazyikli yağla yeniden doldurması şarttır ki o güvenli sürüş hissi yeniden geri gelsin.
Yılların tecrübesiyle direksiyon sallamış ya da otomobil sektörünün tozunu yutmuş biri olarak söyleyebilirim ki, özellikle Mercedes gibi mühendislik harikası bir Alman makinesinde fren pedalının dibe kadar gitmesi ve hiçbir direnç göstermemesi asla göz ardı edilecek sıradan bir arıza değildir.
Sistemdeki o hidrolik basıncın bir anda kaybolması, fren ana merkezindeki küçük bir contanın yıllara yenik düşüp görevini yapamamasından ya da borulardan sızan o gizli akıntıdan kaynaklanır ki bu durum bazen trafikte ışıklara yaklaşırken insanı adeta soğuk terler döktürür.
Ayağınızın altında seyyar bir tahta parçası varmış gibi hissedersiniz, pedal sanki yayı kopmuş eski bir kanepe minderi gibi aşağıya doğru salınır gider ve siz o saniyeler içinde aracı durdurabilmek için el frenine sarılmanın yollarını ararsınız.
Fren hidrolik yağının zamanla özelliğini yitirmesi, içerisine hava yapması veya fren merkezindeki pistonların artık kaçırmaya başlaması bu korkunç tablonun başrol oyuncularıdır; yani ortada fol yok yumurta yokken birdenbire pedalın sertliğini yitirmesi fizik kurallarının acı bir hatırlatmasıdır.
Acaba sabah o kassekten geçerken altını biraz sert mi vurduk, yoksa geçen ayki bakımda ustamız o keçeyi değiştirmeyi unuttu mu diye düşünür durursunuz ama iş işten geçmiştir bir kere çünkü fren dediğiniz mekanizma şakaya gelmez.
Aracın o ağır kütlesini durdurmakla görevli olan balatalar diskleri sıkıştırmak için tam bir hidrolik basıncına ihtiyaç duyarken, o boruların içindeki en ufak bir hava kabarcığı ya da çatlak tüm sistemi çökertmeye yeter de artar bile.
Eğer daha önce hiç başınıza gelmediyse hayal etmesi bile zordur; o pedalın boşlukta sallanışı insanın aklını başından alır, direksiyonu sıkıca kavrayıp sağa çekmekten başka çare bırakmaz.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda sakın ola ki yola devam etmeyin, hemen uygun bir yerde dörtlüleri yakıp durun çünkü o fren bir kez boşaldıysa ikinci kez tutmama ihtimali yüzde yüzdür.
Usta ellerin hidrolik tesisatını baştan aşağı süzmesi, ana merkezi mikronluk hassasiyetle kontrol etmesi ve tüm sistemi tazyikli yağla yeniden doldurması şarttır ki o güvenli sürüş hissi yeniden geri gelsin.