Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Arabanız gaza bastığınızda o eski yırtıcı tepkisini vermeyip şöyle bir duraksıyorsa, durduk yere bir isteksizlik çöküyorsa üzerine, ihale büyük ihtimalle o küçücük LPG gaz filtresine kalmıştır. Depodan pırıl pırıl çıktığını sandığımız o gazın içindeki tortu, pislik, ne varsa zamanla birikip o filtreyi adeta bir duvar gibi örer. Yakıt akamaz, motor ciğerlerine hava yerine toz çekiyormuş gibi boğulur. Sizin o nazikçe bastığınız gaz pedalı bir anda duvara basıyormuş hissettirmeye başlar işte.
Devir saatinin kendi kendine halay çekmesine şahit oldunuz mu hiç kırmızı ışıkta beklerken? Rölantide dururken araba titrer, sanki stop edecekmiş gibi yalpalar, sonra aniden toparlar... İşte o an filtre "ben artık bittim" diye bağırıyordur aslında. Beyin motora gaz göndermek ister ama tıkalı kanallardan o yakıt bir türlü düzenli akamaz. Sonuç; ışıklarda her an yolda kalma korkusuyla heba olan sinir katsayısı.
Performans düşerse yakıt da düşer sanır bazıları, oysa işin acı gerçeği tam tersidir. Araba gitmeyince siz ne yapacaksınız? İster istemez gaza daha çok yükleneceksiniz, motor daha fazla güç üretebilmek için yırtınacak. Yanmayan, iletilemeyen, verimsizce harcanan gaz yüzünden istasyona uğrama sıklığınız bir anda iki katına çıkar. Cebinizdeki paranın uçup gitmesi bir yana, çektiğiniz çile de yanınıza kar kalır.
Yokuş yukarı çıkarken arkadan birisi arabayı geriye doğru çekiyormuş gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? Tam sollamaya çıkacaksınız, gaza basıyorsunuz ama tık yok, araba adeta soluksuz kalıyor... O filtre tıkandığında sistem ihtiyaç duyduğu anlık yüksek gaz debisini sağlayamaz. Arabayı rezil eden de yolda bırakan da tam olarak bu anlık güç kayıplarıdır işte.
Sadece gidişatı etkilese yine iyi, o tıkalı filtreden kaçan ince pislikler zamanla gider LPG enjektörlerinin tepesine çöker. Yani üç kuruşluk filtreyi değiştirmekten kaçarken, sabah bir uyanırsınız komple enjektör kütüğünü kucağınıza almışsınız. Masraf katlanır, sanayideki usta gülümseyerek karşılar sizi... Değer mi o riske girmeye, gerçekten soruyorum?
Bazen araba o kadar sıkışır ki, sistem kendini korumaya almak için pat diye benzine geçer. Seyir halindeyken bip bip sesleri eşliğinde depoda gaz varken benzine geçen bir arabanız varsa, sorunu uzaklarda aramayın. O garip bip sesleri aslında arabanın size attığı bir çığlıktır... Benzin litresi kaç para oldu, hiç girmeyelim o mevzuya.
Periyodik bakımı sadece motor yağı değiştirmekten ibaret sanan devasa bir kitle var ne yazık ki ülkede. Gaz bakımını, filtre değişimini hep en son sıraya atarız, "idare eder" deriz. Oysa her on bin kilometrede bir o filtreyi söküp yenisini takmak topu topu on dakikalık iş. Sanayide çayınız bitmeden hallolacak bir şey için haftalarca arabanın maskaralığını çekmek akıl karı değil.
Devir saatinin kendi kendine halay çekmesine şahit oldunuz mu hiç kırmızı ışıkta beklerken? Rölantide dururken araba titrer, sanki stop edecekmiş gibi yalpalar, sonra aniden toparlar... İşte o an filtre "ben artık bittim" diye bağırıyordur aslında. Beyin motora gaz göndermek ister ama tıkalı kanallardan o yakıt bir türlü düzenli akamaz. Sonuç; ışıklarda her an yolda kalma korkusuyla heba olan sinir katsayısı.
Performans düşerse yakıt da düşer sanır bazıları, oysa işin acı gerçeği tam tersidir. Araba gitmeyince siz ne yapacaksınız? İster istemez gaza daha çok yükleneceksiniz, motor daha fazla güç üretebilmek için yırtınacak. Yanmayan, iletilemeyen, verimsizce harcanan gaz yüzünden istasyona uğrama sıklığınız bir anda iki katına çıkar. Cebinizdeki paranın uçup gitmesi bir yana, çektiğiniz çile de yanınıza kar kalır.
Yokuş yukarı çıkarken arkadan birisi arabayı geriye doğru çekiyormuş gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? Tam sollamaya çıkacaksınız, gaza basıyorsunuz ama tık yok, araba adeta soluksuz kalıyor... O filtre tıkandığında sistem ihtiyaç duyduğu anlık yüksek gaz debisini sağlayamaz. Arabayı rezil eden de yolda bırakan da tam olarak bu anlık güç kayıplarıdır işte.
Sadece gidişatı etkilese yine iyi, o tıkalı filtreden kaçan ince pislikler zamanla gider LPG enjektörlerinin tepesine çöker. Yani üç kuruşluk filtreyi değiştirmekten kaçarken, sabah bir uyanırsınız komple enjektör kütüğünü kucağınıza almışsınız. Masraf katlanır, sanayideki usta gülümseyerek karşılar sizi... Değer mi o riske girmeye, gerçekten soruyorum?
Bazen araba o kadar sıkışır ki, sistem kendini korumaya almak için pat diye benzine geçer. Seyir halindeyken bip bip sesleri eşliğinde depoda gaz varken benzine geçen bir arabanız varsa, sorunu uzaklarda aramayın. O garip bip sesleri aslında arabanın size attığı bir çığlıktır... Benzin litresi kaç para oldu, hiç girmeyelim o mevzuya.
Periyodik bakımı sadece motor yağı değiştirmekten ibaret sanan devasa bir kitle var ne yazık ki ülkede. Gaz bakımını, filtre değişimini hep en son sıraya atarız, "idare eder" deriz. Oysa her on bin kilometrede bir o filtreyi söküp yenisini takmak topu topu on dakikalık iş. Sanayide çayınız bitmeden hallolacak bir şey için haftalarca arabanın maskaralığını çekmek akıl karı değil.