Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yılların getirdiği o oto tamirhane kokusunu, liftlerin üzerinde asılı kalan araçların altındaki o hafif nemli havayı hala çok net hatırlarım; muayene istasyonunun kapısından içeri giren her sürücünün yüzündeki o malum hafif tedirginlik de hiç değişmedi.
Fren hidroliği dediğimiz şey aslında kapalı bir sistemin içinde sessizce ömrünü tüketen, zamanla nem kapıp kaynama noktası düşen, yani kısacası fren pedalının altındaki o güven duygusunu sağlayan en kritik sıvıdan ibaret.
TÜVTÜRK muayenesinde fren test cihazına girdiğinde aracın, oradaki teknisyen sadece frenlerin tutup tutmadığına bakıp geçmiyor; o fren hidroliğinin zamanla özelliğini yitirip yitirmediği, sistemde bir kaçak olup olmadığı aslında o an masaya yatırılıyor.
Kaynamış, yani içine fazlaca su almış bir hidrolik sıvısı muayenede doğrudan ağır kusur olarak rapora yansır mı dersen, fren testindeki o ani ve sert pedal basıncında istenilen hidrolik basıncını karşılayamazsa o istasyondan sağlam çıkman imkansız hale gelir.
Sırf lastik parlatıcısı sürüldü ya da boyası parlak diye muayeneden geçeceğini sananlar var ama kaputu açtıklarında o hidrolik haznesinin rengi siyaha dönmüşse, usta gözüyle bakan o teknisyen affetmez, kalırsın ortada.
Değiştirmeyi hep erteleriz değil mi, balatalar bitince aklımıza gelir oysa hidrolik her iki yılda bir mutlaka yenilenmeli; yoksa ne fren pedalının o eski sertliği kalır ne de ani duruşlarda o güven...
Muayene istasyonundaki o dönen silindirlerin üzerine tekerleği bıraktığında, fren ana merkezinin o hidrolik basıncını dört tekerleğe eşit dağıtıp dağıtamadığı test cihazının ekranına anında yansır ve sıvı kötüyse sonuç hüsrandır.
Zaten o haznenin kapağını açtığında içindeki rengin koyulaştığını ve hatta hafiften bulanıklaştığını görüyorsan, muayene gününü beklemeden bir usta bulup o yağı komple değiştirmek en akıllıca hamle olacaktır.
Fren hidroliği sorunları muayenede sorun çıkarır mı sorusunun en yalın cevabı budur işte; sistemin kalbi durmuşsa, istasyondaki o dijital ekran da sana merhamet göstermez ve o hafif kusur listesi bir anda ağır kusura döner.
Fren hidroliği dediğimiz şey aslında kapalı bir sistemin içinde sessizce ömrünü tüketen, zamanla nem kapıp kaynama noktası düşen, yani kısacası fren pedalının altındaki o güven duygusunu sağlayan en kritik sıvıdan ibaret.
TÜVTÜRK muayenesinde fren test cihazına girdiğinde aracın, oradaki teknisyen sadece frenlerin tutup tutmadığına bakıp geçmiyor; o fren hidroliğinin zamanla özelliğini yitirip yitirmediği, sistemde bir kaçak olup olmadığı aslında o an masaya yatırılıyor.
Kaynamış, yani içine fazlaca su almış bir hidrolik sıvısı muayenede doğrudan ağır kusur olarak rapora yansır mı dersen, fren testindeki o ani ve sert pedal basıncında istenilen hidrolik basıncını karşılayamazsa o istasyondan sağlam çıkman imkansız hale gelir.
Sırf lastik parlatıcısı sürüldü ya da boyası parlak diye muayeneden geçeceğini sananlar var ama kaputu açtıklarında o hidrolik haznesinin rengi siyaha dönmüşse, usta gözüyle bakan o teknisyen affetmez, kalırsın ortada.
Değiştirmeyi hep erteleriz değil mi, balatalar bitince aklımıza gelir oysa hidrolik her iki yılda bir mutlaka yenilenmeli; yoksa ne fren pedalının o eski sertliği kalır ne de ani duruşlarda o güven...
Muayene istasyonundaki o dönen silindirlerin üzerine tekerleği bıraktığında, fren ana merkezinin o hidrolik basıncını dört tekerleğe eşit dağıtıp dağıtamadığı test cihazının ekranına anında yansır ve sıvı kötüyse sonuç hüsrandır.
Zaten o haznenin kapağını açtığında içindeki rengin koyulaştığını ve hatta hafiften bulanıklaştığını görüyorsan, muayene gününü beklemeden bir usta bulup o yağı komple değiştirmek en akıllıca hamle olacaktır.
Fren hidroliği sorunları muayenede sorun çıkarır mı sorusunun en yalın cevabı budur işte; sistemin kalbi durmuşsa, istasyondaki o dijital ekran da sana merhamet göstermez ve o hafif kusur listesi bir anda ağır kusura döner.