Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayi sitesinin o kendine has yağ ve yanık kokusu arasında kaç tane DSG şanzıman mağduruyla çay içtiğimi sorsalar, inan sayısını hatırlamakta güçlük çekerim. Çift kavramalı bu teknolojinin vites geçirmeme sevdası, aslında mühendislik ile günlük hayatın tam ortasında yaşanan bir tür kültür çatışması bana sorarsan. Almanlar bu mekanizmayı tasarlarken o pürüzsüz vites geçişlerinin, milisaniyelik tepkilerin hayalini kurmuşlardı elbette; lakin bizim bitmek bilmeyen dur-kalklı şehir içi trafiğimizi ya da yazın kavurucu sıcaklarını hesaba pek katmamışlar sanırım. Otomobilin kontrol ünitesi yani o meşhur mekatronik, hidrolik basıncı ayarlayıp çatalı itemediğinde şanzıman bir anda kendini korumaya alıyor ve ekranda beliren o yanıp sönen anahtar simgesiyle öylece kalakalıyorsunuz. Sürücü koltuğunda otururken gaza bastığınız halde devir saatinin boşa dönmesi, arabanın o kocaman kütlesinin hareket etmeyi reddetmesi... İnsanın içini gerçekten tuhaf bir çaresizlik kaplıyor o an.
Acaba o sıradan sabahlardan birinde, tam da en acele işinizin olduğu dakikada vites kolunu D konumuna çekip de arabanın öylece yerinde sayması kadar insanı çileden çıkaran başka kaç durum vardır? Genellikle bu sistemin kalbinde atan hidrolik pompanın gövdesinde oluşan mikro çatlaklar yüzünden basınç kaybı yaşanır ve siz ne kadar çabalarsanız çabalayın şanzıman o bir sonraki dişliye geçmeyi kesinlikle reddeder. Basınç tüpü denilen o küçük ama işlevi devasa olan parçanın zamanla gevşemesi ya da yuvasını çatlatması, hidrolik sıvının sızmasına ve mekanizmanın kendini tamamen kapatmasına yol açıyor. Bazen de sorun tamamen elektronik kartın üzerindeki o minicik lehimlerin aşırı ısınmadan dolayı kopmasından ibarettir aslında, yani tamamen fiziksel bir ısınma trajedisi. Tamirciler genellikle "bunun mekatroniği bitmiş dostum" deyip kestirip atarlar ama arkasında yatan o karmaşık hidrolik-elektronik dengesini kavramadan atılan her adım cebinize devasa bir delik açmaktan başka işe yaramıyor maalesef.
Sıkışık trafikte ayağınızı fren pedalında hafifçe tutarak milim milim ilerlemeye çalışmak, bu şanzıman tipine yapılabilecek belki de en büyük kötülük, hatta adeta bir işkence. Çünkü siz frene tam basmadığınız sürece sistem balataları kavrama noktasında hazır bekletir, bu da inanılmaz bir sürtünme ve önlenemez bir sıcaklık yükselişi demektir. Sıcaklık kritik seviyeyi aştığı an beyin hemen komutu keser, sistem kendini korumaya alır ve vites geçişi imkansız bir hal alır... Bir nevi araba size "ben yoruldum, artık biraz duracağız" mesajı veriyordur kendi dilinde. Araç hareket halindeyken bir üst vitese geçmemekte direnip araç silkeleniyorsa, bilin ki kavrama balatanız artık ömrünün son demlerini oynuyordur ve mekatroniğe yanlış veriler gönderip duruyordur.
Debriyaj pedalının olmaması insanı aldatmasın sakın, içeride iki farklı manuel şanzımanın karmaşık bir elektronikle birleştirilmiş hali çalışıyor neticede. Biri tek sayıdaki vitesleri tutarken diğeri çift sayıdakileri sırasıyla hazırda bekletir ve geçiş o kadar hızlı olur ki siz hissetmezsiniz bile. Lakin bu hassas mekanizma en ufak bir voltaj dalgalanmasına, eski bir aküye veya eksilmiş bir şanzıman yağına bile tahammül edemeyecek kadar nazlı bir yapıya sahip. Yolda kaldığınızda hemen o en pahalı senaryoları düşünüp paniklemek yerine, bazen sadece akü voltajının düşüp düşmediğini kontrol etmek veya sistemin soğumasını beklemek hayat kurtarabilir. Gerçi o ıssız yol kenarında beklerken insanın aklına soğutma sıvısından ziyade çekici numaraları geliyor ya, neyse...
Eğer o ünlü vites takılması durumunu yaşamaya başladıysanız, yani araba geri vitese R konumuna veya ileri D konumuna geçmemekte ısrar ediyorsa yapılması gereken ilk şey zorlamayı derhal kesmektir. Mekanizmayı zorla hareket ettirmeye çalışmak, o pahalı çatal sistemlerini ve selenoid valfleri tamamen kullanılmaz hale getirebilir ki bu da masrafı ikiye katlamak anlamına gelir. Arabayı güvenli bir yere çekip stop etmek, anahtarı çekip sistemin tamamen uyku moduna geçmesi için en azından bir on dakika sabırla beklemek bazen bilgisayarın kendini resetlemesi gibi bir mucize yaratabiliyor. Tabii bu geçici bir çözümdür, ilk fırsatta basınç tüpü takviyesi yapabilen, işinin ehli bir ustaya uğrayıp o hidrolik değerleri okutmak şart. Aksi halde bir sonraki vites geçmeme vakası, tam da bir kamyonu sollamaya çalıştığınız o en tehlikeli anda başınıza gelebilir...
Acaba o sıradan sabahlardan birinde, tam da en acele işinizin olduğu dakikada vites kolunu D konumuna çekip de arabanın öylece yerinde sayması kadar insanı çileden çıkaran başka kaç durum vardır? Genellikle bu sistemin kalbinde atan hidrolik pompanın gövdesinde oluşan mikro çatlaklar yüzünden basınç kaybı yaşanır ve siz ne kadar çabalarsanız çabalayın şanzıman o bir sonraki dişliye geçmeyi kesinlikle reddeder. Basınç tüpü denilen o küçük ama işlevi devasa olan parçanın zamanla gevşemesi ya da yuvasını çatlatması, hidrolik sıvının sızmasına ve mekanizmanın kendini tamamen kapatmasına yol açıyor. Bazen de sorun tamamen elektronik kartın üzerindeki o minicik lehimlerin aşırı ısınmadan dolayı kopmasından ibarettir aslında, yani tamamen fiziksel bir ısınma trajedisi. Tamirciler genellikle "bunun mekatroniği bitmiş dostum" deyip kestirip atarlar ama arkasında yatan o karmaşık hidrolik-elektronik dengesini kavramadan atılan her adım cebinize devasa bir delik açmaktan başka işe yaramıyor maalesef.
Sıkışık trafikte ayağınızı fren pedalında hafifçe tutarak milim milim ilerlemeye çalışmak, bu şanzıman tipine yapılabilecek belki de en büyük kötülük, hatta adeta bir işkence. Çünkü siz frene tam basmadığınız sürece sistem balataları kavrama noktasında hazır bekletir, bu da inanılmaz bir sürtünme ve önlenemez bir sıcaklık yükselişi demektir. Sıcaklık kritik seviyeyi aştığı an beyin hemen komutu keser, sistem kendini korumaya alır ve vites geçişi imkansız bir hal alır... Bir nevi araba size "ben yoruldum, artık biraz duracağız" mesajı veriyordur kendi dilinde. Araç hareket halindeyken bir üst vitese geçmemekte direnip araç silkeleniyorsa, bilin ki kavrama balatanız artık ömrünün son demlerini oynuyordur ve mekatroniğe yanlış veriler gönderip duruyordur.
Debriyaj pedalının olmaması insanı aldatmasın sakın, içeride iki farklı manuel şanzımanın karmaşık bir elektronikle birleştirilmiş hali çalışıyor neticede. Biri tek sayıdaki vitesleri tutarken diğeri çift sayıdakileri sırasıyla hazırda bekletir ve geçiş o kadar hızlı olur ki siz hissetmezsiniz bile. Lakin bu hassas mekanizma en ufak bir voltaj dalgalanmasına, eski bir aküye veya eksilmiş bir şanzıman yağına bile tahammül edemeyecek kadar nazlı bir yapıya sahip. Yolda kaldığınızda hemen o en pahalı senaryoları düşünüp paniklemek yerine, bazen sadece akü voltajının düşüp düşmediğini kontrol etmek veya sistemin soğumasını beklemek hayat kurtarabilir. Gerçi o ıssız yol kenarında beklerken insanın aklına soğutma sıvısından ziyade çekici numaraları geliyor ya, neyse...
Eğer o ünlü vites takılması durumunu yaşamaya başladıysanız, yani araba geri vitese R konumuna veya ileri D konumuna geçmemekte ısrar ediyorsa yapılması gereken ilk şey zorlamayı derhal kesmektir. Mekanizmayı zorla hareket ettirmeye çalışmak, o pahalı çatal sistemlerini ve selenoid valfleri tamamen kullanılmaz hale getirebilir ki bu da masrafı ikiye katlamak anlamına gelir. Arabayı güvenli bir yere çekip stop etmek, anahtarı çekip sistemin tamamen uyku moduna geçmesi için en azından bir on dakika sabırla beklemek bazen bilgisayarın kendini resetlemesi gibi bir mucize yaratabiliyor. Tabii bu geçici bir çözümdür, ilk fırsatta basınç tüpü takviyesi yapabilen, işinin ehli bir ustaya uğrayıp o hidrolik değerleri okutmak şart. Aksi halde bir sonraki vites geçmeme vakası, tam da bir kamyonu sollamaya çalıştığınız o en tehlikeli anda başınıza gelebilir...