Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sistemde hapsolan o küçücük hava kabarcığı, koskoca bir ısıtma veya soğutma tesisatını bir anda felç etmeye yeter de artar bile. Bizler genellikle faturayı doğrudan devirdaim pompasına kesmeye meyilliyizdir; oysa zavallı mekanizma arka planda çırpınıp durur. Su yerine havayı döndürmeye çalışan bir pompa, boşa kürek çeken bir kürekçiden farksızdır aslında. Akış kesilir, basınç çakılır ve o çok güvendiğimiz sıcaklık bir anda evi terk eder...
Isınamayan radyatörlerin, birbiriyle yarışan garip tıkırtıların arkasındaki tek sorumlu her zaman yaşlanmış tesisatlar değildir. Bazen sadece sistemin bir noktasında sıkışıp kalmış, dışarı çıkamayan inatçı bir hava birikintisidir bütün huzuru kaçıran. Pompanın pervanesi havayla temas ettiği an gürültü yapmaya başlar, sanki içeride çakıl taşları dönüyormuş gibi bir ses kaplar etrafı. Metal metale sürtünür, sistem zorlanır, biz ise sadece "bu cihaz neden böyle ses çıkarıyor" diye söyleniriz.
Havanın ısı iletkenliği ile suyunki arasında dağlar kadar fark olduğunu unuttuğumuzda, o soğuk odalarla yüzleşmek kaçınılmaz hale gelir. Pompa dönmeye devam eder belki ama taşıdığı şey ısı değil, sadece koca bir boşluktur. Bir bakmışsınız kombi ya da kazan cayır cayır yanıyor fakat peteklerin altı sıcak, üstü buz gibi... Hatta bazen üstü sıcak, altı tamamen ölü. Tesisatın içinde süzülen o hava kabarcıkları, suyun izlemesi gereken yolu adeta bir barikat gibi kapatır.
Cihazın ömründen çalan, faturayı kabartan ve nihayetinde pompayı yakan bu durumla yaşamak zorunda değiliz. Küçük bir hava alma anahtarı, hafif bir dikkat ve doğru zamanda yapılan müdahale her şeyi bir anda çözebilir. Pompanın üzerindeki o küçük purjör vanasını hafifçe gevşettiğinizde çıkan o fıslama sesi yok mu... İşte o ses, sistemin derin bir nefes alışıdır aslında.
Motorun susuz kalıp aşırı ısınması, mekanik salmastranın aşınması ve sonunda o pahalı devirdaim pompasının tamamen hurdaya çıkması işten bile değil. Çarklar suyun sağladığı doğal yağlama ve soğutma mekanizmasından mahrum kaldığında, kendi kendini yok eden bir sürece girer. Kuru çalışma dediğimiz bu felaket, elektrik faturasındaki gereksiz artışların da ana kaynağıdır. Hem parayı havaya saçarsınız hem de soğukta kalırsınız...
Radyatörlerin tepesindeki pürjörleri tek tek dolaşmak, belki de hafta sonunun en can sıkıcı ama en kurtarıcı eylemidir. Hava tahliye edildikçe sistemdeki basıncın düştüğünü göreceksiniz; işte tam o an sisteme yeniden su basmak, dengeyi kurmak gerekir. Zaten tesisat bakımı dediğimiz şey devasa mühendislik harikaları gerektirmez, sadece sesleri dinlemeyi ve cihazın dilinden anlamayı gerektirir. Duyduğunuz her tıkırtı, aslında bir imdat çağrısıdır.
Isınamayan radyatörlerin, birbiriyle yarışan garip tıkırtıların arkasındaki tek sorumlu her zaman yaşlanmış tesisatlar değildir. Bazen sadece sistemin bir noktasında sıkışıp kalmış, dışarı çıkamayan inatçı bir hava birikintisidir bütün huzuru kaçıran. Pompanın pervanesi havayla temas ettiği an gürültü yapmaya başlar, sanki içeride çakıl taşları dönüyormuş gibi bir ses kaplar etrafı. Metal metale sürtünür, sistem zorlanır, biz ise sadece "bu cihaz neden böyle ses çıkarıyor" diye söyleniriz.
Havanın ısı iletkenliği ile suyunki arasında dağlar kadar fark olduğunu unuttuğumuzda, o soğuk odalarla yüzleşmek kaçınılmaz hale gelir. Pompa dönmeye devam eder belki ama taşıdığı şey ısı değil, sadece koca bir boşluktur. Bir bakmışsınız kombi ya da kazan cayır cayır yanıyor fakat peteklerin altı sıcak, üstü buz gibi... Hatta bazen üstü sıcak, altı tamamen ölü. Tesisatın içinde süzülen o hava kabarcıkları, suyun izlemesi gereken yolu adeta bir barikat gibi kapatır.
Cihazın ömründen çalan, faturayı kabartan ve nihayetinde pompayı yakan bu durumla yaşamak zorunda değiliz. Küçük bir hava alma anahtarı, hafif bir dikkat ve doğru zamanda yapılan müdahale her şeyi bir anda çözebilir. Pompanın üzerindeki o küçük purjör vanasını hafifçe gevşettiğinizde çıkan o fıslama sesi yok mu... İşte o ses, sistemin derin bir nefes alışıdır aslında.
Motorun susuz kalıp aşırı ısınması, mekanik salmastranın aşınması ve sonunda o pahalı devirdaim pompasının tamamen hurdaya çıkması işten bile değil. Çarklar suyun sağladığı doğal yağlama ve soğutma mekanizmasından mahrum kaldığında, kendi kendini yok eden bir sürece girer. Kuru çalışma dediğimiz bu felaket, elektrik faturasındaki gereksiz artışların da ana kaynağıdır. Hem parayı havaya saçarsınız hem de soğukta kalırsınız...
Radyatörlerin tepesindeki pürjörleri tek tek dolaşmak, belki de hafta sonunun en can sıkıcı ama en kurtarıcı eylemidir. Hava tahliye edildikçe sistemdeki basıncın düştüğünü göreceksiniz; işte tam o an sisteme yeniden su basmak, dengeyi kurmak gerekir. Zaten tesisat bakımı dediğimiz şey devasa mühendislik harikaları gerektirmez, sadece sesleri dinlemeyi ve cihazın dilinden anlamayı gerektirir. Duyduğunuz her tıkırtı, aslında bir imdat çağrısıdır.