Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yolların tozunu yutmuş, biraz yorulmuş ama hâlâ o masum karizmasını koruyan otomobillerden biri Citroen C5 Aircross. Sahiden de altınızda süzülüp giderken insanı kendine hayran bırakan bir yapısı var, ta ki o minik tıkırtılar kulak tırmalamaya başlayana kadar.
Kademeli hidrolik destekli süspansiyon sistemi markanın adeta imza atıp altına imzasını attığı yerdir, lakin zamanla bu sihirli yapılar da yorulabiliyor. Bozuk yollardan geçerken gelen o hafif homurtular veya esnemelerdeki kararsızlıklar... Aslında her şey ufak bir sızıntıyla başlar, sonra da büyür gider.
EAT8 şanzımanla evlendirilen motorlar kağıt üstünde harika bir uyum sunuyor, buna kimse laf edemez. Yalnız sabahları ilk çalıştırmada o kemikli geçişler ya da vites kutusunun kararsız kalışları insanı düşündürüyor... Bazen dur kalk trafikte balataların verdiği o hafif sarsıntı, makineye duyulan güveni zedeleveriyor işte.
Elektronik donanım dediğimiz o sonsuz dünya bazen başa bela olabiliyor, özellikle de Fransız otomobillerinde bu detayı atlamamak lazım. Multimedya ekranının durduk yere kararması, geri görüş kamerasına aniden veda etmeniz veya park sensörlerinin rüzgara bile ötmesi... İnsan o an "acaba yine neyi unuttular" diye iç çekmeden edemiyor.
Dizel motorların sessiz sedasız süzülmesi güzel de o AdBlue sistemi yok mu, tam bir baş ağrısı vesilesi. Gösterge panelinde beliren o ani uyarı lambaları, kilometre sayacının geri saymaya başlaması... Yollarda kalma korkusunu insanın içine öyle bir salıyor ki, o konforun tadı birden kaçıveriyor.
Kaporta ve trim sesleri konusunda da her şey her zaman güllük gülistanlık gitmiyor ne yazık ki. Plastik aksamların güneş altında genleşirken çıkardığı o ince çatırtılar, uzun yolda insanın sinirini bozmaya yeter de artar bile... Kimisi takmaz bu detayları, kimisi ise o tıkırtıyı duymamak için müziğin sesini açar da açar.
Genel olarak bakıldığında bu otomobil hâlâ garajda olmayı hak eden, o karakteristik duruşunu bozmayan nadir makinelerden biridir. Kusursuz değil, hiçbir zaman da olmadı zaten... Önemli olan onun bu huylarını bilerek direksiyonuna oturmak, değil mi?
Kademeli hidrolik destekli süspansiyon sistemi markanın adeta imza atıp altına imzasını attığı yerdir, lakin zamanla bu sihirli yapılar da yorulabiliyor. Bozuk yollardan geçerken gelen o hafif homurtular veya esnemelerdeki kararsızlıklar... Aslında her şey ufak bir sızıntıyla başlar, sonra da büyür gider.
EAT8 şanzımanla evlendirilen motorlar kağıt üstünde harika bir uyum sunuyor, buna kimse laf edemez. Yalnız sabahları ilk çalıştırmada o kemikli geçişler ya da vites kutusunun kararsız kalışları insanı düşündürüyor... Bazen dur kalk trafikte balataların verdiği o hafif sarsıntı, makineye duyulan güveni zedeleveriyor işte.
Elektronik donanım dediğimiz o sonsuz dünya bazen başa bela olabiliyor, özellikle de Fransız otomobillerinde bu detayı atlamamak lazım. Multimedya ekranının durduk yere kararması, geri görüş kamerasına aniden veda etmeniz veya park sensörlerinin rüzgara bile ötmesi... İnsan o an "acaba yine neyi unuttular" diye iç çekmeden edemiyor.
Dizel motorların sessiz sedasız süzülmesi güzel de o AdBlue sistemi yok mu, tam bir baş ağrısı vesilesi. Gösterge panelinde beliren o ani uyarı lambaları, kilometre sayacının geri saymaya başlaması... Yollarda kalma korkusunu insanın içine öyle bir salıyor ki, o konforun tadı birden kaçıveriyor.
Kaporta ve trim sesleri konusunda da her şey her zaman güllük gülistanlık gitmiyor ne yazık ki. Plastik aksamların güneş altında genleşirken çıkardığı o ince çatırtılar, uzun yolda insanın sinirini bozmaya yeter de artar bile... Kimisi takmaz bu detayları, kimisi ise o tıkırtıyı duymamak için müziğin sesini açar da açar.
Genel olarak bakıldığında bu otomobil hâlâ garajda olmayı hak eden, o karakteristik duruşunu bozmayan nadir makinelerden biridir. Kusursuz değil, hiçbir zaman da olmadı zaten... Önemli olan onun bu huylarını bilerek direksiyonuna oturmak, değil mi?