Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Chery Tiggo 7 Pro modeli son zamanlarda yollarda adeta bir gölge gibi çoğalırken o pırıltılı ilk anların ardından kapalı garajlarda fısıldanan bazı can sıkıcı detaylar da su yüzüne çıkmaya başlıyor; aslında her parlak metalin arkasında biraz toz bırakma huyu vardır, değil mi... Sürücü koltuğuna ilk oturduğundaki o büyüleyici dijital ekran cümbüşü birkaç ay sonra yazılımsal kilitlenmelerle seni sinir harbine sürükleyebilirken, multimedya sisteminin aniden kararıvermesi ya da telefonunu şarj ederken dokunmatiğin tepkisizleşmesi tam bir sabır testine dönüşebiliyor; yani teknoloji her zaman insan dostu olmuyor, bazen sadece kendi kurallarına göre oynayan kaprisli bir oyuncak gibi hissettiriyor.
Kaputun altındaki o iddialı güç ünitesi ilk kilometrelerde seni otoyol sollamalarında mest ederken, ilerleyen aylarda özellikle soğuk sabah ilk çalıştırmalarda hissedilen o hafif sarsıntılı rölanti dalgalanması içini kemiren bir şüpheye dönüşebiliyor; acaba motor kulağında erken bir deformasyon mu var yoksa bu sadece ünitenin karakteri mi diye kendi kendine mırıldanırken buluyorsun kendini... Servis koridorlarında aynı şikayetle bekleyen diğer insanlarla göz göze geldiğinde aslında yalnız olmadığını anlıyorsun; çünkü bu tür kronik ufak tefek mekanik uyumsuzluklar yeni nesil Çinli üreticilerin henüz tamamen aşamadığı o tatlı sert acemilik döneminin izlerini taşıyor.
Kabinin içine sinen o plastik kokusunun yaz sıcaklarında hala tamamen uçmamış olması ve özellikle güneş altında kalan ön konsol panellerinden gelen o hafif tıkırtılar uzun yolculuklarda sinir bozucu bir ritim tutturabiliyor; halbuki dışarıdan bakıldığında ne kadar da kusursuz ve masalsı duruyordu, öyle değil mi... Kapı fitillerinin rüzgarı içeri sızdırmasa da bazen yüksek hızlarda aynalardan sarkan o aerodinamik rüzgar uğultusu müzik sesini bastıracak kadar inatçı olabiliyor; o yüzden müziğin sesini biraz daha açmak yerine bazen sadece bu küçük kusurlarla barışmayı öğrenmek gerekiyor.
Süspansiyon sisteminin o yumuşak yapısı bozuk şehir içi yollarında seni bir beşik gibi sallarken, otoyol virajlarında ani bir manevra yapman gerektiğinde gövdenin verdiği o güven sarsıcı yığılma hissi insanın avuç içlerini terletmeye yetiyor da artıyor bile; çünkü konfor ile yol tutuşunun o ince çizgisi bazen mühendisler tarafından biraz fazla esnetilmiş gibi duruyor. Fren pedalının o ilk basıştaki yalandan yumuşaklığı ve ardından gelen o sert tepki aralığına alışmak epey bir zaman alıyor; sonuçta durmayı bilmeyen bir gücü kontrol etmek hiçbir zaman kolay değildir...
Yedek parça tedarik süreci ve servislerin henüz bu yeni akıncı modellere tam anlamıyla adapte olamamış olması insanın içine en çok oturan meselelerden biri haline geliyor; küçük bir plastik klips için haftalarca beklemek zorunda kalmak modern çağın en saçma çilesi olsa gerek... Bütün bu detayları alt alta topladığında Tiggo 7 Pro sana hem pırıl pırıl bir gelecek vadediyor hem de kapalı kapılar ardında uğraşman gereken küçük capsi ev ödevleri bırakıyor; yani masalın sonunu nasıl yazacağın tamamen senin bu arabaya ne kadar tahammül edebileceğinle ilgili...
Kaputun altındaki o iddialı güç ünitesi ilk kilometrelerde seni otoyol sollamalarında mest ederken, ilerleyen aylarda özellikle soğuk sabah ilk çalıştırmalarda hissedilen o hafif sarsıntılı rölanti dalgalanması içini kemiren bir şüpheye dönüşebiliyor; acaba motor kulağında erken bir deformasyon mu var yoksa bu sadece ünitenin karakteri mi diye kendi kendine mırıldanırken buluyorsun kendini... Servis koridorlarında aynı şikayetle bekleyen diğer insanlarla göz göze geldiğinde aslında yalnız olmadığını anlıyorsun; çünkü bu tür kronik ufak tefek mekanik uyumsuzluklar yeni nesil Çinli üreticilerin henüz tamamen aşamadığı o tatlı sert acemilik döneminin izlerini taşıyor.
Kabinin içine sinen o plastik kokusunun yaz sıcaklarında hala tamamen uçmamış olması ve özellikle güneş altında kalan ön konsol panellerinden gelen o hafif tıkırtılar uzun yolculuklarda sinir bozucu bir ritim tutturabiliyor; halbuki dışarıdan bakıldığında ne kadar da kusursuz ve masalsı duruyordu, öyle değil mi... Kapı fitillerinin rüzgarı içeri sızdırmasa da bazen yüksek hızlarda aynalardan sarkan o aerodinamik rüzgar uğultusu müzik sesini bastıracak kadar inatçı olabiliyor; o yüzden müziğin sesini biraz daha açmak yerine bazen sadece bu küçük kusurlarla barışmayı öğrenmek gerekiyor.
Süspansiyon sisteminin o yumuşak yapısı bozuk şehir içi yollarında seni bir beşik gibi sallarken, otoyol virajlarında ani bir manevra yapman gerektiğinde gövdenin verdiği o güven sarsıcı yığılma hissi insanın avuç içlerini terletmeye yetiyor da artıyor bile; çünkü konfor ile yol tutuşunun o ince çizgisi bazen mühendisler tarafından biraz fazla esnetilmiş gibi duruyor. Fren pedalının o ilk basıştaki yalandan yumuşaklığı ve ardından gelen o sert tepki aralığına alışmak epey bir zaman alıyor; sonuçta durmayı bilmeyen bir gücü kontrol etmek hiçbir zaman kolay değildir...
Yedek parça tedarik süreci ve servislerin henüz bu yeni akıncı modellere tam anlamıyla adapte olamamış olması insanın içine en çok oturan meselelerden biri haline geliyor; küçük bir plastik klips için haftalarca beklemek zorunda kalmak modern çağın en saçma çilesi olsa gerek... Bütün bu detayları alt alta topladığında Tiggo 7 Pro sana hem pırıl pırıl bir gelecek vadediyor hem de kapalı kapılar ardında uğraşman gereken küçük capsi ev ödevleri bırakıyor; yani masalın sonunu nasıl yazacağın tamamen senin bu arabaya ne kadar tahammül edebileceğinle ilgili...