Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe arabayı çalıştırıp yola koyulursun, kafanda bin türlü iş vardır ve birden o sinir bozucu sarı lamba gözünün ucuna takılır; halbuki daha beş dakika önce her şey yolundaydı.
Yolcu koltuğuna çantamı atarım genelde, bazen de market poşetleri biner yanıma; fakat bu sefer koltuğun üzerindeki o ağırlık sensörünü kandıramadı galiba, lamba hemen yanmaya başladı.
Kantarın topuzunu kaçırdı bu sensörler, alt tarafı kumaşın üzerine bırakılan hafif bir mont ya da laptop çantası; ama arabanın beyni içeride insan oturduğunu sanıyor işte.
Emniyet kemerini boştayken takmak aklına gelmez mi insanın, ya da bazen kilit mekanizmasının içindeki o minik soket yerinden oynamıştır da sen fark etmemişsindir...
Koltuk altındaki kabloları şöyle bir elinle yokla bakalım, belki de süpürge yaparken ya da altını temizlerken o hassas soket yerinden çıkmıştır, kim bilir?
Yıllar önce gazetede koştururken ustam bana "Oğlum, makineler bazen insanlardan daha çok naz yapar" derdi; hakkaten de haklıymış, şu sensörlerin kaprisini başka neyle açıklayabilirsin ki?
Servise gidip de "Abi burası temassızlık yapıyor" dedikten sonra beş dakikalık işe koca bir servet ödemek istemiyorsan, önce kendin bir parça kurcalamalısın o kabloları.
Acaba koltuğu biraz öne mi çektin, yoksa arkaya mı yaslandın da o gerilen kablo içerideki iletişimi kesti birdenbire?
Yolcu koltuğunun doluluk sensörü dediğimiz o meret, üzerine binen ağırlığı direnç yoluyla beyne bildirir; işin teknik kısmı böyle ama pratikte insanı deli etmeye yetiyor da artıyor bile.
Bazen de tamirciye bile gerek kalmaz, akünün kutup başını söküp beş dakika bekzersin ve bütün o saçma arıza ışıkları sihir gibi kaybolup gider; ne garip dünya değil mi?
Yolcu koltuğuna çantamı atarım genelde, bazen de market poşetleri biner yanıma; fakat bu sefer koltuğun üzerindeki o ağırlık sensörünü kandıramadı galiba, lamba hemen yanmaya başladı.
Kantarın topuzunu kaçırdı bu sensörler, alt tarafı kumaşın üzerine bırakılan hafif bir mont ya da laptop çantası; ama arabanın beyni içeride insan oturduğunu sanıyor işte.
Emniyet kemerini boştayken takmak aklına gelmez mi insanın, ya da bazen kilit mekanizmasının içindeki o minik soket yerinden oynamıştır da sen fark etmemişsindir...
Koltuk altındaki kabloları şöyle bir elinle yokla bakalım, belki de süpürge yaparken ya da altını temizlerken o hassas soket yerinden çıkmıştır, kim bilir?
Yıllar önce gazetede koştururken ustam bana "Oğlum, makineler bazen insanlardan daha çok naz yapar" derdi; hakkaten de haklıymış, şu sensörlerin kaprisini başka neyle açıklayabilirsin ki?
Servise gidip de "Abi burası temassızlık yapıyor" dedikten sonra beş dakikalık işe koca bir servet ödemek istemiyorsan, önce kendin bir parça kurcalamalısın o kabloları.
Acaba koltuğu biraz öne mi çektin, yoksa arkaya mı yaslandın da o gerilen kablo içerideki iletişimi kesti birdenbire?
Yolcu koltuğunun doluluk sensörü dediğimiz o meret, üzerine binen ağırlığı direnç yoluyla beyne bildirir; işin teknik kısmı böyle ama pratikte insanı deli etmeye yetiyor da artıyor bile.
Bazen de tamirciye bile gerek kalmaz, akünün kutup başını söküp beş dakika bekzersin ve bütün o saçma arıza ışıkları sihir gibi kaybolup gider; ne garip dünya değil mi?