Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yokuş aşağı inerken o acı fren pedalının ayağınızın altında titremesiyle başlar her şey; sanki araba size bir şey fısıldamak ister de siz motor gürültüsünden duyamazsınız bir türlü. Kilitlemesiz fren sisteminin devreye girdiği o an, sürücülerin yüzde doksanı panikle ayağını frenden çeker ki bu, mühendislerin on yıllardır uyarıp durduğu en büyük yanılgıdır aslında. Fren hidroliğinin değişim zamanını gram önemsemeyen, sadece balata bitince sanayinin yolunu tutan zihniyet, ABS lambası yanıp söndüğünde direksiyonda terlemeye başlar birden. Oysa sistemin kalbi olan tekerlek hız sensörlerinin zamanla balçıkla, çamurla dolabileceğini ve bunun temizlikle çözülebileceğini kimse söylemez size; hemen değiştirin derler, para kazansınlar diye.
Lastik basınçlarının dengesiz olması bile o akıllı beynin kafasını karıştırır, virajda saçma sapan tepkiler vermesine neden olur aracın; bunu bilmeden ustaya koşup beyin arızası var diye binlerce lira bayılan insanları gördükçe içim sızlar. Yazın sıcakta eriyen asfaltla kışın donmuş buzun aynı fren mesafesini vermeyeceğini unutup sisteme körü körüne güvenmek, fizik kurallarına meydan okumaktan başka nedir ki zaten? Hani bazen ani fren yaparsınız da araba kaymaya başlar ya, işte o sırada direksiyonu sertçe kırıp kurtulmaya çalışmak yerine düz tutmanız gerektiğini o panik anında kim hatırlar? Kimse hatırlamaz, çünkü refleksler eğitimi değil ezberi takip eder bu memlekette.
Arıza lambası yanınca sigortasını söküp atan ya da ampulünü patlatan uyanık geçinen şoförler var bu yollarda, fren yapınca arabanın arkasının savrulmasını da kader sanıp yaşıyorlar yazık ki. Sistem uyarı veriyorsa bir bildiği vardır, o kabloların oksitlenmesi ya da sensör dişlilerinin aşınması öylece kendi kendine geçmez ki arkadaşım, biraz elini vicdanına koyup bakacaksın alt takıma. Balata spreyiyle geçiştirilen porya bilyesi arızaları, ilk uzun yolda otobanın ortasında sizi mıcıra savurduğunda anlarsınız işin rengini ama iş işten geçmiş olur çoktan. Bilgisayara bağlayıp hatayı silmekle tamir olmuyor bu işler, altındaki makinenin dilinden anlamak lazım biraz da.
Hangi ustaya giderseniz gidin "abi bu parça yan sanayi idare eder" cümlesini duyarsınız ve o an fren güvenliğinizin rölantide harcandığını anlarsınız derin bir iç çekişle. Orijinal olmayan sensörlerin sinyal gönderememesi yüzünden trafikte kilitlenen tekerlekler, aslında yapılan küçük hesapların ne kadar pahalıya patladığının en acı kanıtıdır her kazada. Fren hidroliği dediğin sıvının nem kapacağını, kaynama noktasının düşeceğini ve fren pedalının bu yüzden pamuk gibi yumuşayıp boşluk yapacağını kim öğretir ki sürücü kursunda? Kimse öğretmez, ehliyeti alıp trafiğe salarlar adamı, sonra ABS niye devreye girmedi diye gazete köşelerinde ararsınız suçluyu.
Direksiyonun başına geçince kendini pilot zanneden o gizli öfke, arabanın elektronik beynindeki en ufak bir hata kodunu bile büyütür gözünüzde; sakin olsanıza biraz. Arıza lambasını söndürmek marifet değil, o lambanın neden yandığını, hangi tekerleğin sensörünün kablosunu fare kemirdiğini bulmaktır asıl mesele, ne dersin? Belki de sadece bir soket gevşemiştir, koca sistemi yenilemek yerine biraz tiner ve zımpara ile çözülecek meseleleri servet ödeyerek halletmek kimin işine yarar ki? Şöyle bir çekin arabayı kenara, kaputu açın, fren merkezine bakın; makineler insanlara benzemez, yalan söylemezler, sadece bakmasını bilene her şeyi açık açık anlatırlar aslında.
Lastik basınçlarının dengesiz olması bile o akıllı beynin kafasını karıştırır, virajda saçma sapan tepkiler vermesine neden olur aracın; bunu bilmeden ustaya koşup beyin arızası var diye binlerce lira bayılan insanları gördükçe içim sızlar. Yazın sıcakta eriyen asfaltla kışın donmuş buzun aynı fren mesafesini vermeyeceğini unutup sisteme körü körüne güvenmek, fizik kurallarına meydan okumaktan başka nedir ki zaten? Hani bazen ani fren yaparsınız da araba kaymaya başlar ya, işte o sırada direksiyonu sertçe kırıp kurtulmaya çalışmak yerine düz tutmanız gerektiğini o panik anında kim hatırlar? Kimse hatırlamaz, çünkü refleksler eğitimi değil ezberi takip eder bu memlekette.
Arıza lambası yanınca sigortasını söküp atan ya da ampulünü patlatan uyanık geçinen şoförler var bu yollarda, fren yapınca arabanın arkasının savrulmasını da kader sanıp yaşıyorlar yazık ki. Sistem uyarı veriyorsa bir bildiği vardır, o kabloların oksitlenmesi ya da sensör dişlilerinin aşınması öylece kendi kendine geçmez ki arkadaşım, biraz elini vicdanına koyup bakacaksın alt takıma. Balata spreyiyle geçiştirilen porya bilyesi arızaları, ilk uzun yolda otobanın ortasında sizi mıcıra savurduğunda anlarsınız işin rengini ama iş işten geçmiş olur çoktan. Bilgisayara bağlayıp hatayı silmekle tamir olmuyor bu işler, altındaki makinenin dilinden anlamak lazım biraz da.
Hangi ustaya giderseniz gidin "abi bu parça yan sanayi idare eder" cümlesini duyarsınız ve o an fren güvenliğinizin rölantide harcandığını anlarsınız derin bir iç çekişle. Orijinal olmayan sensörlerin sinyal gönderememesi yüzünden trafikte kilitlenen tekerlekler, aslında yapılan küçük hesapların ne kadar pahalıya patladığının en acı kanıtıdır her kazada. Fren hidroliği dediğin sıvının nem kapacağını, kaynama noktasının düşeceğini ve fren pedalının bu yüzden pamuk gibi yumuşayıp boşluk yapacağını kim öğretir ki sürücü kursunda? Kimse öğretmez, ehliyeti alıp trafiğe salarlar adamı, sonra ABS niye devreye girmedi diye gazete köşelerinde ararsınız suçluyu.
Direksiyonun başına geçince kendini pilot zanneden o gizli öfke, arabanın elektronik beynindeki en ufak bir hata kodunu bile büyütür gözünüzde; sakin olsanıza biraz. Arıza lambasını söndürmek marifet değil, o lambanın neden yandığını, hangi tekerleğin sensörünün kablosunu fare kemirdiğini bulmaktır asıl mesele, ne dersin? Belki de sadece bir soket gevşemiştir, koca sistemi yenilemek yerine biraz tiner ve zımpara ile çözülecek meseleleri servet ödeyerek halletmek kimin işine yarar ki? Şöyle bir çekin arabayı kenara, kaputu açın, fren merkezine bakın; makineler insanlara benzemez, yalan söylemezler, sadece bakmasını bilene her şeyi açık açık anlatırlar aslında.